İnsanlara Dair

Oy ver
(1 Oy)

İnsanlar... Belkide en büyük hayal kırıklığıydı onlar. Tanrı onları son ırk olarak yaratmıştı. Neden öyle bir şey yaptığını bile bilmiyordu. Onları kendisi gibi yaratmıştı. Her şeye yetenekleri vardı. Ama sadece bu gizli yeteneklerini ortaya çıkarmaları gerekiyordu.


Bunun için çalışmaları lazımdı elbette. Ama ne için çalışmaları gerektiğine kendileri karar verebilirdi ancak. Bunun için, onlara diğer ırklara vermediği bir şeyi vermiş, onlara bir seçme şansı sunmuştu. Diğer ırklar yaratıldıkları şekli kabul ederek, yaratım amaçlarına uygun hareket ederlerdi ama insanlar bir şey için yaratılmamıştı. Onlar sadece yaratılmıştı ve kendi yollarını kendileri çizecekti
Tanrı yaratımlarına güveniyordu. Doğru kararı alabileceklerinden emindi. Zaten o mutlak olandı. Onun dışında birini seçemezlerdi. Ama diğer ırklarla yakınlaşmalarına göre geliştirdikleri yetenekleri farklı olacaktı. Cücelere yakın olanlar kazmayı seçeceklerdi. Elflere yakın olanlar büyüyü, devlere yakın olanlar fiziksel kuvvetlerini güçlendireceklerdi.
Irkların arasında en üstün olan onlardı belkide, sırf seçme hakkına sahip oldukları için. Tanrı hiç bir yaratımına böyle bir seçim yapma şansı sunmamıştı çünkü diğerlerinin onu yarı yolda bırakabileceklerini düşünmüştü. Ama insanlar onu büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştı.
Dünyaları terk etmesinin nedeni de buydu. Irkların hepsine seçim yapma hakkını vermişti ve umud ediyordu ki bunu iyiye kullanacaklardı. Ama yalnızca umut edebiliyordu.

İnsanlar çorak topraklarına ilk gönderildiklerinde bunu bir sürgün olarak görmediler. Bu onlar için kurtuluştu. Tanrının zulmünden kurtulmuşlardı ve inançlarını özgürce gerçekleştirebilirlerdi. Günlerce Şeytan’a haykırdılar. Efendilerinin onlara geri dönmesi için günlerce dua ettiler. Onun ismini sonsuzluğa fısıldadılar. Ama Şeytan onları ya duymadı ya da duymamazlığa geldi.
Efendilerinin onları yarı yolda bıraktığını gördüklerinde umutsuzluğa kapıldılar. Onun için kan dökmüşler, onun için Tanrılarına ihanet etmişlerdi ama O, onları artık umursamıyordu.
Bunun üzerine aralarında fikir ayrılıkları baş gösterdi. Bazıları Şeytan’ın öldüğünü söyledi ve Efendileri öldüğü için onların da ölmeleri gerekirdi. Adem ve Havva bu görüşe karşı çıktılar. Yanlarındaki az sayıda kişiyle diğerlerini bu düşünceden vazgeçirmeye çalıştılar ama başaramadılar.
Kendilerini öldürenlerin cesetleri hiç bulunamadı, hiç kan dökülmedi. Bir sabah uyandıklarında, hepsi sadece, gitmişti.
Bunun üzerine insanlar, Tanrının bahsettiği Karar Günü için hazırlık yapmaya karar verdiler. Dünyayı yaşanılır bir yer haline getirmek için büyülerini kullandılar. En güçlüleri olan ve onları kaybolmaktan kurtaran Adem ve Havva’yı liderleri olarak seçtiler. Çorak dünyayı güzelleştirdiler. Devlerin dağlarını koydular dünyalarına, sürüngenlerin bataklıklarını, cücelerin yeraltı madenlerini. Elflerin ormanları ve çiçekleri ile süslediler dünyalarını.
Ama bu süreç çok uzun sürmüştü. Dünyalarının güzelleştirilmesi bittiğinde sadece iki kişi kalmıştı: Adem ve Havva. Sadece onlar bu noktaya kadar dayanabilmişlerdi. Diğerleri tek tek yorgun düşmüş ve bir sabah diğerleri gibi kaybolmuşlardı. Cehennem sonsuz azap diyarıydıysa, burası da sonsuz zevk diyarıydı. Buraya Cennet dediler. Oraya hayat verdiler. Her türlü bitki ve hayvanı yarattılar, yaşamaları için. Ama onların Tanrısı olmaya hiç çalışmadılar.
Tanrı bu noktada işlere karıştı. Bir avuç insanın bu çabası onu etkilemişti. Dünyanın ortasına bir ağaç yerleştirdi. Bu ağaca Hayat Ağacı dedi, ağaç öldüğünde Cennet’te hayatta bitecekti. Adem ve Havva bu ağacı yaşattığı sürece Cennet’te yaşam sürecek ve nesiller boyu mutlu olacaklardı. Ama işler Adem ve Havva’nın planladığı gibi gitmeyecekti.
Tanrının bu lütfundan onur duydular elbette. Onun hayatta kalması için her şeyi yaptılar. Onu suladılar ve büyüttüler. Ağaç normal bir ağacın gelişeceğinden çok daha süratli gelişiyordu. Ekin verme zamanı geldiğinde, Ağaç tek bir elma verdi. İki insan bu meyveyi alıp almamak konusunda kararsız kaldı. Ağaç, Tanrılarından bir hediyeydi, elmada öyle olmalıydı ama bu riski almaya değer miydi ?
Ve o yılan çıka geldi. İnsanlık tarihi boyunca yılanların sevilmemesine neden olacak olan yılan. Bu olaydan yıllar sonra yılanı suçlamamnın doğru olup olmadığını merak edecekti Havva. Her zaman merak ettiği gibi. Yılan ona sadece bir şey söylemişti: Elmayıyı ye! Elmayı koparmasının nedeni yılanın onu yönlendirmesi miydi ? Yoksa, aslında gönlünden gelen şeyi yaptığında, kötü şeyler olduğu için seçtiği bir günah keçisimiydi o yılan ?
Sebebi ne olursa olsun yılan ile arasındaki konuşma ve merakı, elmayı dalından koparmasına yetti. Adem onu gördüğünde elmanın bir yarısını da ona verdi. Önce kararsız kaldı erkek ama sonra o da elmayı tattı. İkisi de daha önce bu kadar tatlı bir meyve yememişti elbette. Hayat Ağacı’nın meyvesi en tatlı olan olmalıydı. O ağaç, Hayat’ın simgesiydi.
Ve Tanrı tekrar çıktı yaratımlarının karşısına, gördükleri en heybetli görüntüydü. Onları Hayat Ağacı’nı öldürmekle suçladı ve Cennette yaşamın bittiğini söyledi. Kafalarını çeviren ikili Ağacın kurumakta olduğunu gördüler. Tanrılarını tekrar hayal kırıklığına uğrattıkları, onun hediyesine saygısızlık ettikleri için cezalandırılmaları gerekirdi ve bu ceza Cennetin yok olması olacaktı.
Tanrı Cennet’i yaban topraklara dönüştürdü, bakımlı bahçelerde, yaban otları bitti, bataklıklar, ağaçları kuruttu. Hayvanlar vahşileşti. Büyüleri hala onlarlaydı. Yaşları şimdiden bir kaç yüz yılı geçmişti. Bir elften daha çok yaşamışlardı. Artık yeni nesil yetişmeliydi. Aslında onlara bu cezayı çektirmemek için ikisi kendilerini öldürebilirdi. Bu sayede bu utanç verici ırk ortadan yok olurdu. Ama hayatta kalma dürtüsü baskın çıktı.
İki tane oğulları oldu. Kabil ve Habil’di adları. Kabil çiftçi, Habil ise çobandı. Adem ile Havva onlara büyüyü öğretmişlerdi elbette. Ama ikiside alın terine inandıklarından bunu çok kullanmıyorlardı. İnsanların hikayesini öğrendiklerinde ise ırklarından utanç duydular. Affedilebilmeleri için Tanrıya bir adak sunmaya karar verdiler.
Kabil sürülerinden bir koyunu, Habil ise bahçelerinden toplayabildiği kadar ekini getirdi, Tanrının huzuruna. Tanrı orada mıydı ya da değil miydi bunu hiç öğrenemediler. Ama gerçek olan bir şey vardı ki Kabil’in adağı kabul edilmemişti. Tanrı, başka bir canlının hayatının, birinin affedilmesini sağlamayacağını söylemişti onlara. Ses o kadar kudretliydi ki, bu O’ndan başkası olamazdı.
Belki kıskançlık belki ani bir öfke anıydı, Kabil’i harekete geçiren. Ama o an dayanamadı. Kardeşinin ondan daha başarılı olmasına katlanamadı. İnsanların topraklarında ilk kan o zaman aktı. Adem olayı gördüğünde ne yapacağını bilemedi. Bir oğlu katil, diğer oğlu makdüldü. Havva sadece ağladı. Yapacak bir şeyi yoktu.
O günden sonra Ademoğlulları ya katil oldu ya da makdül. Ama her şeye etki eden de gene onlar oldu. İyiliğin ve kötülüğün, yanlışın ve doğrunun, hakkın ve haksızlığın. Ademoğullarının her zaman sadece bir evlatları oldu. İkinci bir evlat ya yapamadılar ya da yapmak istemediler. Ademoğulları soyu işte böyle devam etti.
Ama Adem ile Havva’nın bilmediği bir şey vardı. Bunu öğrenemeden bu dünyadan göçüp gideceklerdi ama çocukları, Kabil, bunu gördüğünde şaşkına döneceklti. Dünyaya ilk gönderildiklerinde, yok olan yoldaşları aslında hiç kaybolmamışlar sadece Cennet’ten kovulmuşlardı. Cennetten göçüp giden herkes bu yaban topraklarda hayatına devam ediyordu.
Ademoğulları soyunu işte burada karşılaştığı bir kadın ile devam ettirdi Kabil. Kardeşinin hatırasına oğlunun ismini Habil koydu. Ona büyü sanatınını öğretti ve Ademoğulları her zaman en güçlü büyücüler oldu. Onlar daha yeni doğmuşken bile diğerlerinin zorlandıkları şeyleri yapabiliyorlardı. Adem ve Havva’nın oğlu olduğu için ve büyü konusunda çok güçlü olduğu için, diğer insanlar tarafından büyük saygı gördü ve Ademoğulları insanlar üstünde büyük bir etkiye sahip oldu. Ama bu etkilerini hiç bir zaman iktidar için kullanmadılar.
Büyüleri ile doğaya şekil vermeye çalıştı insanlar, doğayı kendi yaşam alanlarına göre düzenlemeye çabaladılar, ama Tanrı bu hareketlerine sinirlendi. Onları cennetten bir amaç uğruna kovmuştu ve burayı da bir cennete dönüştürmelerine izin veremezdi. Ademoğullarından Nuh’a göründü Tanrı ,her hayvandan bir erkek ve bir dişi ayırmasını söyledi, bunların hepsini bir gemiye yükleyecekti. Bu sayede dünyayı basacak olan selden kurtulabileceklerdi.
Nuh büyüsüyle yarattı o muazzam gemiyi. İçine her cins, her çeşit hayvan ile doldurdu, bu sayede hiç bir havyan türü yok olmayacaktı. Onu dinleyen insanların sayısı ise ne yazık ki bu kadar fazla değildi. Tanrının onları unuttuğunu düşünüyorlardı. Nuh ve yüz kadar kişi gemiye bindi ve o fırtınadan kurtuldu.
Büyük Tufan’ın ardından insanların Tanrı’ya olan inançları tekrar alevlendi. Başlarda insanlar bu büyük felaketin ardından birlikte huzur içinde yaşadı Şehirler yapıldı, krallıklar kuruldu. Ama zaman geçtikçe eski korkular unutuldu, onları bir arada tutan değerler çatladı, insanlar arasında bir iç çatışma, bir iktidar kavgası başladı. Bu çatışmlaradan en büyüğü ise insan ırklarının birbirinden tamamen kopmasına neden olacaktı. Zeus, Odin ve Ra; bu üç insan büyü sanatında diğer insanlardan çok daha kudretliydiler. Bir Ademoğlunun kudretine neredeyse sahiptiler. Bu üçlü, iktidar kavgasına düştü, çatışmalar büyüdü ve savaşlara döndü.
Bu savaşlar, dünyanın yeniden şekillenmesine kadar sürdü. Ra ve yandaşları, dünyanın güneyine sahip çıktı. Zeus ve arkadaşları dünyanın orta bölümünü aldı, Odin ise kuzeyi ele geçirdi. Hepsi kendi kültürlerini geliştirdi. Ra topraklarına bereketin işareti olarak Mısır dedi. Zeus yaşadığı yere Olympos dedi. Odin ise Sonsuz Salonlar ismini tercih etti. Üçü de arkadaşları ile beraber muazzam bir güce sahipti. Yaşamlarını o kadar çok uzattılar ki nesiller onların hükmü altında doğdu ve öldü. Büyü sanatı insanlar tarafından unutuldu. Hala büyülerini kullanabilen az sayıda kişi ise o insanlar için Tanrı yada Yarı-Tanrı olarak görüldü. Tek Tanrıya olan inançları zamanla yok oldu. Tanrıları Zeus, Ra, Odin ve diğerleriydi. Ama onlar bile bir süre sonra kuruyup öleceklerdi. Yaşamlarını uzatabiliyorlardı belki ama onlar ölümsüz değildi ve bir sonları vardı. Son yaklaştığında ise Tanrı insanların yaşamlarına tekrar müdahale etti
Mısır’a yakın bir yerde Kudüs isimli bir şehire, İsa’yı gönderdi. O Tanrının oğluydu. Yarattığı bir insan değildi. O, Tanrının oğluydu. Unutulmuş Tanrı’yı tekrar hatırlatacak olan oğlu, insanlara güzelliği ve iyiliği tekrar hatırlatacaktı. İnsanlar ona inanmayı reddetti. Eski “Tanrılar” hala vardı peki bu adam da kim oluyordu ?
İsa ve yandaşları diğerleri tarafından zulüm gördüler. Belki zulüm görmeselerdi, Tanrının dini olan Hıristiyanlık bu kadar hızlıca yayılamazdı. Yıllar geçti, Hıristiyanlık kabul gördü ama İsa çarmıha gerildi. Yapması gerekeni yapmış insanları tekrar Tanrının yoluna getirmişti. Ölüm onun için bir ceza değildi. Ama şimdi zulüm görenler ise hıristiyan olmayanlardı.
Tanrı, Hıristiyanlığın kutsal kitabı olan İncil’de kimseye kötü davranmamaları gerektiğini söylemişti. Ama insanlar buna karşı geliyordu. Bunun üzerine Tanrı Muhammed ve Musa’yı görevlendirdi. İkisi de iki farklı din oluşturdu. Muhammed, Müslümanların peygamberi oldu, Musa ise Musevilerin. Belki herkes Tanrının yolunda ilerliyordu ama bu üç din arasında hep bir çatışma vardı, Müslümanlar, hıristiyanlar ile savaştı durmadan, bir devlet oluşturamamış ve dünyanın dört bir yanına yayılmış olan Museviler ise arada sefil oldular.
Ama üç dinde kullanıldı. Din başkanı olarak görülen kişiler dini kendi amaçları için kullandı. Kendi hırslarına ve amaçlarına alet ettiler Tanrının dinlerini. Museviler yaşadıkları sefalet üstüne birbirlerine destek oldular ve ekonomik güçleri sayesinde dünyayı yönettiler. Hıristiyanlar teknolojinin ve gelişmenin öncüsü oldular her zaman. Müslümanlar ise her zaman yanlış anlaşıldılar. Terörist denildi onlara ama kimse bunun bir din çatışması olmadığını anlayamadı. Bu, dünyayı kontrol etmek isteyen güçlerin bir kavgasıydı ve din bu insanların kullandığı en güçlü araç oldu.

Melekler, Tanrı onları terk ettikten sonra, bütün ırklara doğru yolu gösterebilmek için çalıştı. Bir bölümü Kaos’un sonsuz boşluğunda Şeytan’ı aradı. Bazısı ırklara yol göstermeye çalıştı. Onları gerektiği yerlerde yönlendirdiler. Ama hiç bir ırka insalara etki ettikleri kadar etki etmediler.
Hayat Ağacı’nı Cennet’e koyan onlardı, Kabil’i cezalandıran onlardı, Büyük Tufan hakkında Nuh’u uyaran gene onlardı. Dünyaya, İsa’yı, Muhammed’i ve Musa’yı gönderen gene onlardı.
Bunların hepsinin Tanrı sıfatının altında yapılmasının nedeni, insanların Tanrı’ya olan inancını kaybetmemelerini sağlamaktı. Ama bir defa oldu bu, sonra bir defa daha ve bir defa daha,... Belkide tanrıcılık oynamak hoşlarına gitmişti.

Bu da son bölümdü umarım hoşunuza gitmiştir..


Yazar: Salroth

Yazarın yeni sitede üyeliği olmadığından,sadece alta not olarak ismi eklenmiştir. Eserin sahibi siteye üye olduğu zaman, yazar bilgileri eklenecektir. Eserin sahibi üyeliğini aktif ettiği anda lütfen Eru ile site içinden temasa geçsin.

 

Gandalf

Yazar İsim: Gandalf
Irk: Maia  Sınıf: İstari  Kriter: Adil İyi

Bu kategorideki diğerleri: Haradrim »
Yorum yazmak için lütfen üye olunuz

SON RESİMLER

SON VİDEOLAR