Hakkımda

Genel Bilgiler

Cinsiyet
Bay

FRP Bilgileri

Karakter Kriteri
Kaotik Kötü
Irk
Maia
Sınıf
Yüzüklerin Efendisi

İletişim Bilgileri

Ülke
Türkiye
Sauron

Sauron

"Karanlık her zaman var olacaktır.."
- 1 yıl önce
  • Karma
  • Üyelik başlangıcı
  • Salı, 19 Ocak 2010 11:00
  • Son çevrimiçi
  • 5 saat 57 dakika önce
  • Profil gösterimi
  • 2,465 görüntüleme
  • Sauron forumda Cvp: Re: Cvp: Hugo 2012 konusunu cevapladı.
    Sinema eleştirmenlerine göre "Hugo" favori görünüyor ve oldukça fazla ödül alacağı konuşuluyor.. (kulis) Ayrıca Aule'nin dediği gibi izlenmesi gereken filmlerin sayısı oldukça arttı.. Dizi izlemeye arar verip, sinema'ya dikey geçiş yapmanın zamanı çoktan geldi galiba.. Sherlock Holmes 2 : Gölge Oyunları ile bu gece, bu başlangıcımızı yapalım o zaman.. (:
    wall 7 saat önce
  • Sauron forumda Cvp: Şu Anda Ne Dinliyorsunuz? konusunu cevapladı.
    Sissel - Dido´s Lament..

    wall 13 saat önce
  • Sauron forumda Song Of Beren And Luthien yeni bir konu başlattı.
    SONG OF BEREN AND LUTHIEN

    Sindarin dilinde :

    I *nimwaloth i bain a phant,
    I laiss in end calen nadhras
    A egennir galad vin lant
    E geil vi dhúath thiliol.
    Tinúviel i lilthas ias,
    Na lind o *simp dholen a brand
    A vi finnil dîn glîn ennas,
    A vi chammad dîn míriol.

    Nu laiss Beren erui padas
    Ab aegais ring dad túliel,
    Ennas i elduin sirias
    Nûr a erui reniol.
    Dan min laiss gwaloth tíriel
    Glinthant lassui mellys ennas
    Na choll a rainc dîn derthiel,
    Sui dae finnil dîn aphadol.

    I lûth nestant i dail naegrol
    Berthennin dhyl athreviad;
    Agamp geleg ho vell, bragol,
    Mabant ithildim thiliol.
    Trî 'aladhremmin eldorath
    He dregas fair na dail lilthol,
    Awarthant Beren reniad
    Erui vi daur dhínen lastol.

    Sui laiss dulus i thail ellint
    Lastant ennas lhyss reviol,
    A vi imlaid thyrin i lind,
    Ennas eithelui tuiol.
    Si nimwaloth i tharn, thinnol,
    a thloss ab loss vin chelch thind
    laiss e-mrethil vi daur dharthol
    hain sui gwilwileth sí dannol.

    Ú chir hen, revias palan
    Laiss caedennin anann ennas,
    Nu 'ilgalad a nui gúran
    Vi menel edhring míriol.
    Nu ithildim coll dîn tinnas,
    Sui caw amon, haeron a brann
    Na dail peliol, he lilthas,
    I chîth gelebren hwiniol.

    Udul he ad ne thrîw dregol,
    Linn dîn leithiant i ethuil,
    Sui tuilinn a rhoss dannol,
    A nen udul ed loss glavrol.
    Egenn tuiad niphredil
    Na dail dîn, nestas aphadol
    anírant lilthad na mrennil
    Linnol am nadhras úbrestol.

    He dregas ad, dan ho nerant:
    Tinúviel! Tinúviel!
    Eneg edhellen dîn estant
    adhor ennas lû hen lastol.
    Ne phost thent Beren, túliel
    Na lûth ed lam dîn gen gwedhant,
    Si barthannen Tinúviel
    Dorthas vi rainc dîn thiliol.

    Beren tirant na chîn iell
    Vi 'wath finnil dîn velui,
    O elenath aglar menel
    Egent ennas i míriol.
    Tinúviel elvanui †
    Elleth alfirin edhelhael, †
    O hon ring finnil fuinui †
    A rainc gelebrin thiliol. †

    I dhoer manath únodui,
    Trî annon dûr, angren thamas,
    Am ered gondeb, hithui
    A thaur dhúatheb angoeol.
    I aearon min hain dorthas,
    Govanner hai na vedui,
    Pelanner io anann ennas
    Úníniel vi daur linnol.

    J.R.R Tolkien


    İngilizce Çevirisi :

    The leaves were long, the grass was green,
    The hemlock-umbels tall and fair,
    And in the glade a light was seen
    Of stars in shadow shimmering.
    Tinuviel was dancing there
    To music of a pipe unseen,
    And light of stars was in her hair,
    And in her raiment glimmering.

    There Beren came from mountains cold,
    And lost he wandered under leaves,
    And where the Elven-river rolled.
    He walked along and sorrowing.
    He peered between the hemlock-leaves
    And saw in wonder flowers of gold
    Upon her mantle and her sleeves,
    And her hair like shadow following.

    Enchantment healed his weary feet
    That over hills were doomed to roam;
    And forth he hastened, strong and fleet,
    And grasped at moonbeams glistening.
    Through woven woods in Elvenhome
    She lightly fled on dancing feet,
    And left him lonely still to roam
    In the silent forest listening.

    He heard there oft the flying sound
    Of feet as light as linden-leaves,
    Or music welling underground,
    In hidden hollows quavering.
    Now withered lay the hemlock-sheaves,
    And one by one with sighing sound
    Whispering fell the beechen leaves
    In the wintry woodland wavering.

    He sought her ever, wandering far
    Where leaves of years were thickly strewn,
    By light of moon and ray of star
    In frosty heavens shivering.
    Her mantle glinted in the moon,
    As on a hill-top high and far
    She danced, and at her feet was strewn
    A mist of silver quivering.

    When winter passed, she came again,
    And her song released the sudden spring,
    Like rising lark, and falling rain,
    And melting water bubbling.
    He saw the elven-flowers spring
    About her feet, and healed again
    He longed by her to dance and sing
    Upon the grass untroubling.

    Again she fled, but swift he came.
    Tinuviel! Tinuviel!
    He called her by her elvish name;
    And there she halted listening.
    One moment stood she, and a spell
    His voice laid on her: Beren came,
    And doom fell on Tinuviel
    That in his arms lay glistening.

    As Beren looked into her eyes
    Within the shadows of her hair,
    The trembling starlight of the skies
    He saw there mirrored shimmering.
    Tinuviel the elven-fair,
    Immortal maiden elven-wise,
    About him cast her shadowy hair
    And arms like silver glimmering.

    Long was the way that fate them bore,
    O'er stony mountains cold and grey,
    Through halls of iron and darkling door,
    And woods of nightshade morrowless.
    The Sundering Seas between them lay,
    And yet at last they met once more,
    And long ago they passed away
    In the forest singing sorrowless.


    J.R.R Tolkien[/i]

    Türkçe Çevirisi :

    Yapraklar uzunken,çimenler yeşil
    Baldıran otları uzun ve latif
    Bir ışık döküldü semadan çil çil;
    Tinúviel ormanda dans ederken...
    Yapraklar kadar sık ve öyle kesif
    Damlıyordu yıldızlar çisil çisil
    Saçlarına elf kızının...O zarif
    Bir müziğin kollarında giderken...

    Beren çıkageldi,dağ gibi soğuk
    Yaprak gibi kayıp,dolaştı durdu
    Karmakarışıktı...Yalnız ve buruk
    Yanında çağlayan elf nehri gibi...
    Ve altın bir ışık gözüne vurdu
    Parlak bir yıldırım misali,çabuk
    Gölge gibi saçlarını savurdu;
    Tinúviel...Göründü peri gibi...

    Bakınca o yıldız yıldız gözlere
    Takat verdi ayağına bir efsun;
    Ne aştığı dağ ne geçtiği dere
    Unutmuştu bütün olan biteni;
    Fakat kız durmadı bir lahza olsun
    Halâ tek başına dolaşmak üzre -
    Dansına koyulup- ardınca mahzun
    Bir kuş gibi koyup gitti Beren'i...

    Rüzgara karışıp uçan sesini
    Yaprak gibi hafif ayaklarının
    Beren kulağında duydu aksini
    Yer altında çağlar misali,derin...
    Yapraklarda, en mahzunu sarının
    Vermek üzereydi son nefesini
    Gidişiyle Neldoreth diyarının
    Kış çöktü üstüne,tenha ve serin...

    Ardından yollara koyuldu,yayan
    Aklı ihtirasta gönlü kederde
    Ay ve yıldız ışığında parlayan
    Ayazdan titreyen göğün altında...
    Göründükçe karşıki tepelerde
    Onu bir onulmaz belaya koyan
    Gümüşi bir buluttu perde perde
    Saklıyordu elf kızını ardında...

    Ve şakıdı Tinúviel yeniden
    Şarkısından süzülüp geldi bahar
    Sanki,bir yağmurdu gönlü şad eden
    Göğe doğru kanat çırpan bir kuştu...
    Çiçeklerle bezenirken ağaçlar
    Canlanan tabiat misali,Beren
    Dirildi...Cesaret bulana kadar
    İzledi...Arzuyla yanıp tutuştu...

    Ve kız kaçamadan ardınca yetti
    'Tinúviel! Tinúviel! ' Seslendi...O an
    Sesi kızı yaprak gibi titretti
    İşledi bir bıçak gibi derine...
    Dondu kaldı sema,ırmak ve orman
    Ve Lúthien hükme itaat etti
    Kapıldı bir sis gibi sarmalayan
    Çağrısının karşı konmaz sihrine...

    Sarmaladı bir neşe aşıkları
    Bakınca Beren o munis gözlere
    Yıldızların titreyen ışıkları
    Derinliklerinde raksediyordu...
    Lúthien zarifçe uzandı yere
    Saçları Neldoreth sarmaşıkları
    Gibi sardı Beren'i çepeçevre
    Her telden bir yıldız aksediyordu...

    Bu kaderi kendileri seçtiler
    Demir zındanlardan,gece gibi zift
    Kokan nice ormanlardan geçtiler
    Ayıran denizler girdi araya....
    Çözdüler kör talih denilen girift
    Bilmeceyi...Ve gün geldi göçtüler,
    Ormanda şakıyan iki mesut çift
    Gördü son görenler...Ve bitti ruya!

    J.R.R Tolkien


    En iyi Uyarlayanlar : - Sindarin

    The Tolkien Ensemble - Song of Beren and Luthien



    En iyi Uyarlayanlar : - İngilizce

    Caprice - of Beren and Luthien



    En iyi Uyarlayanlar : - Türkçe

    Henüz bunu başarabilecek Tolkien hayranı "Edebiyat" ve "Ses" sanatçımız yok.. Yine de şuna bir gözatabilirsiniz..
    Link : Tıklayınız..
    wall 1 gün önce
  • Sauron, 7 yeni fotoğrafları in Beren ve Luthien albümüne ekledi
    • Beren - luthien - morgoth
    • beren and luthien
    • beren - luthien
    • Beren and Luthien - J.R.R Tolkien
    • luthien
    photos 1 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Şu Anda Ne Dinliyorsunuz? konusunu cevapladı.
    Bu "ruh hali" ile anca bu şarkı gider..

    wall 2 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Avcının Kılıçları Serisi konusunu cevapladı.
    Güzel bir bilgilendirme olmuş emre.. Kitabın ön okumasını da ben ekleyim

    ÖN OKUMA

    “Ah, bundan daha sıkı çekmeniz lazım!” diye haykırdı Tred McKnuckles, iki attan ve üç cüceden oluşan araba ekibine. “Yaz güneşi kelleşen kafamda parlamadan önce Shallows’a varmayı umuyorum!”
    Sesi etrafındaki taşlara çarpıp yankılanıyordu ve bu, Tred’in cüssesindeki birine yakışan bir kükreyişti. Cüceler için bile tıknaz sayılırdı. Güçlü darbeleri kaldırabilecek bir vücuda ve daha güçlü darbeler atabilecek şişkin kollara sa-hipti. Sarı sakalı uzundu ve çoğunlukla iri kemerinin ön kıs-mına sıkıştırırdı. İki omzunda da savrulmaya hazır bekleyen fırlatma çekiçleri —ki bunlara çoğunlukla “cüce oku” deni-lirdi— asılı duruyordu.
    “Dier atı arabanın arkasına tünetmemiş olaydın çok daa kolay olurdu, seni salak herif!” diye haykırdı arabayı çeken cücelerden biri.

    Tred ise kamçısıyla cücenin kıçına bir şaplak atarak ce-vap verdi.

    Cüce durdu, daha doğrusu durmaya çalıştı, fakat at ara-basının yoluna devam etmesi ve arabaya boyundurukla bağ-lı olması sebebiyle, güçlü ve tıknaz bacaklarını hareket ettir-meye devam etmesinin iyi bir fikir olduğunu düşündü.
    “Sana bunu ödetçeemden hiç şüphen olmasın!” diye Tred’e hırladı ama arabayı çeken diğer cüceler ve sürücü sırasında, lider cücenin yanında oturan diğer üçü ona kah-kahalarla güldü.

    Grup, Rauvin Dağları’nın batı kısmı boyunca uzanan ku-zey yolundan gitme riskini göze aldığı için, iki ongün önce Felbarr Kalesi’nden yola koyulduğundan beri iyi yol kat et-mişti. Düz zemine doğru ilerleyen grup, Kara Aslan adındaki barbar kabilesinin büyük yerleşim yerlerinden birinde küçük çaplı bir ticaret yapıp erzak depolamıştı. Beorunna’nın Kuyusu adındaki o yerleşim yeri, Sundabar, Gümüşay ve Quaervarr ile birlikte, Felbarr Kalesi’nin yedi bin cücesinin gözde ticaret merkezlerinden biriydi. Genellikle cücelerin kervanı Beorunna’nın Kuyusu’na girip ticaretini yapar, sonra da güneye, dağlara, yani yuvaya dönerdi. Fakat bu grup, barbar kabilesinin liderlerini şaşırtacak şekilde batı ve ku-zeybatıya doğru yoluna devam etmişti.

    Tred, Shallows ile Surbrin Nehri boyunca, Dünyanın Omurgası’nın batı kıyısında uzanan diğer küçük kasabaları ticarete açmaya kararlıydı. Söylentilere göre Mithril Salonu, bilinmeyen bir sebepten dolayı, son zamanlarda nehrin kuzeyindeki kasabalarla ticareti ağırdan alıyordu ve her za-man için fırsatçı olan Tred, bu boşluğu Felbarr’ın doldur-masını istiyordu. Ne de olsa başka söylentiler, cüce işi oldu-ğu düşünülen son derece muhteşem mücevherlerin ve hatta birkaç kadim ziynetin Dünyanın Omurgası’nın batı ucunda-ki sığ madenlerden çekildiğine işaret ediyordu.

    Elli millik yol için kış sonu havası epey rahat olmuştu ve at arabası Aykorusu’nun kuzey ucundan hiçbir terslikle kar-şılaşmadan geçip Dünyanın Omurgası’nın eteklerine var-mıştı. Fakat cüceler biraz fazla kuzeye açılmış oldukların-dan güneye dönmek ve dağı sağ taraflarında tutmak zorunda kalmıştı. Yine de hava nispeten ılıktı ama kar tabakalarının sağlamlığını bozacak ve patikalara çığlar düşürecek kadar sıcak değildi. Fakat aynı sabah, atlardan birinin ayak par-makları arasında çirkin bir apse belirmişti, becerikli cüceler atın ayağına saplanan taşı çıkarıp apseyi boşaltmayı başarsa da, at henüz yüklü arabayı çekecek durumda değildi. Hatta kendi başına bile rahat yürüyemiyordu, bu sebeple Tred ta-kıma atı iri arabanın arka kısmına kaldırmalarını söylemiş ve diğer altı cüceyi üç kişilik iki çekiş takımına bölmüştü.

    Cüceler bu konuda oldukça iyiydi ve uzun bir süre bo-yunca at arabası önceki hızını korumayı başardı ama ikinci takım ikinci vardiyasının sonuna yaklaşırken hantallaşmaya başladılar.

    “Sence o atı ne zaman koşum takımına yeniden bağlaya-biliriz?” diye sordu, Tred’in küçük kardeşi olan ve sarı sakalı göğsünün yarısına ancak erişen Duggan McKnuckles.

    “Pöh, yarın yanımızda yürüyor olur,” diye yanıtladı Fred kendinden emin bir şekilde ve diğerleri başlarıyla onayladı.
    Ne de olsa hiçbiri atları Tred kadar iyi tanımıyordu. Felbarr Kalesi’ndeki en iyi demirci ustalarından biri olması-nın yanında, aynı zamanda mekanın en önde gelen seyis ba-şıydı. Her ne zaman tüccar kervanları cüce kalesine gelse, atları nallaması için kaçınılmaz olarak Tred çağrılırdı ve bu genellikle bizzat Kral Emerus Warcrown tarafından yapılırdı.
    “Öyleyse gece için konaklamaya hazırlansak iyi olur,” dedi arabayı çekmekte olan cücelerden biri. “Bir kamp kurar güzel bir yahni yer ve yediğimizi de bir fıçı birayla cila-larız!”

    “Ho ho!” diye kükredi diğer birkaç cüce onunla hemfikir olarak —ki cüceler bira tüketimi ihtimali söz konusu oldu-ğunda genellikle bunu yapardı.

    “Pöh, hepiniz iyice laçkalaşmışsınız!” diye ağzından ka-çırdı Tred.
    “Sadece Shallows’a Smig’den önce varmak istiyorsun!” diye iddia etti Duggan.

    Tred tükürüp ellerini salladı. Bu çok bariz bir itirazdı. Oradaki herkes bunun doğru olduğunu biliyordu. Smig, Tred’in en büyük rakibiydi. Onlar, birbirilerinden nefret edi-yormuş gibi görünen ama aslında sadece birbirilerini alt etmek için yaşayan iki dosttu. İkisi de medarı iftiharı olan kulesi ve meşhur büyücüsüyle küçük Shallows kasabasının kıştan önce —iyi silahlar, zırhlar ve at nallarına ihtiyaç du-yan hudut adamları tarafından— adeta akına uğradığını bili-yordu ve ikisi de Kral Warcrown’ın Dünyanın Omurgası sırasındaki ticaret rotalarını bir hale yola koymaktan mem-nun olacağını ilan edişini duymuştu. Üç asırdır orkların elin-de olan kalenin yeniden ele geçirilişinden beri, Felbarr’ın batısındaki arazi dikkate değer derecede sakinleşmişken do-ğudaki dağlık bölge hâlâ canavarların faaliyetleriyle doluy-du. Mithril Salonu’na açılan bir Karanlıkaltı yolu mevcuttu ama Battlehammer Klanı’nın kalesinin kuzeyindeki toprak-ları açacak bir yol henüz keşfedilmemişti. Tred’e eşlik eden tüm cüceler —çalışanları; kardeşi Duggan, kunduracı Nikwillig ve diğer Felbarr tüccarları için gerekli mallar (ço-ğunlukla bira) taşıyan fırsatçı kardeşler Bokkum ile Stokkum dahil olmak üzere— bu işe hevesle gönüllü olmuştu. Oraya ilk varan kervan en çok kâr eden kervan olacak, sınır adam-larının getirdiği hazinelerden payını alacaktı. Bundan daha da önemlisi, ilk kervan bununla övünebilecek ve Kral Warcrown’ın gözüne girecekti.

    Yola koyulmadan önce Tred, Smiggly “Smig” Stumpin ile iyi niyetli bir içki müsabakasına tutuşmuş, bunu yapmadan önce de Moradin rahiplerinden birine alkolün etkisini alt eden bir iksir için iyi para ödemeyi ihmal etmemişti. Tred ekibiyle birlikte Felbarr Kalesi’nden çıktığından beri, zavallı Smig daha uyanmadan bir gün ve cüce, kalenin ön kapı-sından geçirecek kadar toplayamadan önce başka bir gün daha kazandığını tahmin ediyordu.

    Bir at toynağındaki apse gibi küçük bir hadisenin grubu, Smig’in onları yakalamasına fırsat sunacak kadar yavaşlat-masına izin vermeyecekti!
    “Üç mil daha tırıs gidin, sonra bugünlük ara vereceğiz,” diye önerdi Tred.
    Etrafından inlemeler yükseldi. Hatta erken kamp kurmak-la en büyük zarar edecek olan Bokkum —zira daha fazla bira tüketilecek ve satılacak daha az bira kalacaktı, fakat za-ten iddiaya göre, Shallows’da bira falan satmayacak ve geri kalanını dönüş yolculuğunun kutlamaları için saklayacak-tı— bile itiraz etti.

    “İki mil olsun!” diye haykırdı Tred. “Bu gece kamp yerini Smig ve oğlanlarıyla paylaşmak ister misiniz?”
    “Pöh, Smig daha yola bile çıkmamıştır,” dedi Stokkum.
    “Çıkmışsa bile, ardımızda çökerttiimiz kaya yığınıyla epey yavaşlamak zorunda kalmıştır,” diye ekledi Nikwillig.
    “İki mil daha!” diye kükredi Tred.
    Sonra kamçısını tekrar şaklattı ve zavallı Nikwillig dimdik doğrulup kaba sürücüye ters ters bakacak kadar kafasını çevirmeyi başardı.

    “Bana bir daa vurursan sana ööle bir pabuç yaparım ki uzun süre unutamazsın!” diye kabadayılandı Nikwillig.
    Diğerleri yüzünden çekiştirilirken ayakları yerde küçük hendekler oluşturuyor ve bu da, Tred ile diğerlerinin daha da fazla kahkaha atmasına sebep oluyordu. Nikwillig tekrar huysuzluk yapmaya başlayamadan evvel, Duggan, Moradin’i bile memnun edecek derin bir madendeki büyük bir kasabanın mitik cüce ütopyasıyla ilgili şarkısını başlattı.
    “Patikayı tırman!” diye yumuşak bir sesle şarkıya başladı ve diğerleri şarkı mı söylediğini, yoksa emir mi verdiğini anlayamadı. “Kır kapıyı, coş!” diye devam etti ve Stokkum, “Ne kapısı?” diye sordu.
    Ama Duggan şarkıya devam etti, “Tüneli bul ve biraz daha koş!”
    “Ah, Aşşa Yukarı!” diye haykırdı Stokkum ve tüm ekip, hatta huysuz Nikwillig bile, fazla uzun dayanamayıp gürül-tülü, tezahürat benzeri şarkıya başladı.

    “Patikayı tırman
    Kır kapıyı, coş.
    Tüneli bul
    ve biraz daha koş.

    “Aşşadan akan dereyi seç,
    kızılca parlak köprüyü geç.
    Gülümse artık, çatma kaşları
    Buldun Aşşa Yukarı Kasabası’nı

    “Aşşa Yukarı! Aşşa Yukarı,
    Buldun Aşşa Yukarı Kasabasını.
    Aşşa Yukarı! Aşşa Yukarı.
    Gülümse artık, çatma kaşları.

    “Buradan çıkar en iyi bira,
    kocaman ekmekler peşi sıra.
    Büyük şef şişkupa ve yahnisi,
    Üstat Tombul’un kırk kazan içkisi.

    “Oyuklarda kır dök taşı,
    arabaya koy ocağa taşı.
    Eritirsen bir güzel satarsın,
    Aşşa Yukarı’dadır en güzel altın!

    “Aşşa Yukarı! Aşşa Yukarı,
    Buldun Aşşa Yukarı Kasabası’nı.
    Aşşa Yukarı! Aşşa Yukarı,
    Gülümse artık, çatma kaşları.”

    şarkı bu şekilde birçok dörtlük boyunca devam etti ve yedi cüce eski şarkının orijinal sözlerini bitirdiğinde, her za-man yaptıkları üzere, doğaçlamaya başladı ve her biri, Aşşa Yukarı gibi dikkate değer bir yer konusundaki kendi beklentilerini sıraladı. Ne de olsa cüce şarkısının tüm eğlen-cesi buradaydı, aynı zamanda algısı kuvvetli bir cüce için muhtemel dostlarla muhtemel düşmanları ayırt etmenin çok ince bir yoluydu.

    Aynı zamanda şarkı onları oyalamaya yarıyordu, özel-likle de, kamburları çıkmış bir şekilde, zorlanarak at araba-sını çeken üç cücenin. O dakikalar içinde, kayalıklı zemin-de hoplaya sıçraya giderek iyi bir ilerleme kaydettiler. Grup patikada güneye doğru ilerlerken, dağlar sağ taraflarında yükseliyordu.

    Sürücü makamında oturan Tred sırayla isimler haykırıyor ve bir sonraki dizeyi ismini söylediği cücenin uydurmasını istiyordu. Küçük kardeşi Duggan’ın ismini söyleyene kadar bu oyun gayet sorunsuz bir şekilde gitti.

    Diğer beşi arkaplan müziği oluşturmak için mırıldanma-ya devam etti ama neredeyse büsbütün bir dizeyi bitirmişlerdi ve Duggan’dan hâlâ bir cevap çıkmamıştı.

    “Pekâlâ,” diye sordu Tred, dönüp küçük kardeşine baka-rak ve Duggan’ın yüzünde son derece şaşkın bir ifade göre-rek. “Bir kuple attırıver, evlat!”

    Duggan ona merakla, kafası karışmış bir halde uzun bir süre baktıktan sonra sessizce konuştu; “Sanırım yaralan-dım.”
    Tred o şaşkın ifadenin ötesini ancak o zaman görüp başını ileri uzattı ve Duggan’a daha geniş bir açıdan baktı. Tred, Duggan’ın böğrüne saplanmış bir mızrak olduğunu ancak o zaman görebildi!

    Feryat etti ve at arabasının arkasında oturan iki cüce dönüp de yığılan Duggan’a baktığında, arkasından gelen mırıltılar durdu. Öndekiler de sessizleşti ama tam olarak değil, tabii bu da, iri bir kaya ıslık çalarak gelip şaşkına dön-müş üç cücenin önündeki yola çarpana ve üzerlerine doğru yuvarlanıp Nikwillig’in omzunu sıyırıp onu bayıltana dek sürdü.
    Dehşete kapılan atlar dört nala koşmaya başladı ve hem yaralı at, hem de zavallı Stokkum arabanın arkasından kur-tuldu, Stokkum taş zemine yuvarlandı. Tred, hayvanları ya-vaşlatma çabasıyla dizginlere sertçe asıldı, zira öndeki cüce dostları da —özellikle bilincini yitirmiş görünen Nikwillig— atlarla birlikte çekilip sürükleniyordu.

    Hoplaya sıçraya ilerleyen at arabasının yanına başka bir kaya çarptı ve bir üçüncüsü ise koşturan takımın tam önüne düştü. Atlar çılgınlar gibi sola kırdıktan sonra sağda kalan yola geri dönmeye çalıştı ve arabanın iki tekerlek üzerine kalkmasına sebep oldu.

    “Sağa gidin!” diye emretti Tred ama daha bu talimatı verirken, arabanın sol tekerlekleri büküldü ve araba devrilip yan döndü.
    Derken atlar serbest kaldı, koşum takımlarını ve bağlı olan üç cüceyi de beraberlerinde sürükleyerek kayalıklı patikada koşturdu.

    Tred’in arkasındaki iki cüce arabadan dışarı uçtu —Duggan ise bunun hiç farkında değildi. Tred de atlayacaktı ama bacağı sürücü sırasının atlına sıkışmıştı. At arabası üze-rine çöktüğünde kemiklerinin çatırdadığını hissetti, sonra kafasına sert bir darbe aldı. At arabası yana doğru yuvarlan-maya devam ederken, bir anlığına kafasının patlayıp kanlı bir et yığınına dönüştüğünü düşündü ama kısa sürede üzerine dökülen sıvının bira olduğunu anladı.

    Cüceyi felaketten yalnızca şans kurtardı, zira nasıl olduysa kendini kapağı kırılan o varilin içinde buldu. Hoplayıp sıçrayarak ilerleyen varilin içinde dağ yamacından aşağı yuvarlandı. Bir kaya onu aniden durdurup varili paramparça etti ve Tred garip bir şekilde dönerek savruldu.

    Etrafındaki kayalar kadar sert olan cüce debelenerek aya-ğa kalktı. Bacaklarından biri tutmuyordu, bu sebeple öne doğru kayaların üzerine devrildi ve inatla dirseklerinin üze-rine doğruldu.

    İşte o zaman onları gördü: düzinelerce ve düzinelerce ork, mızraklarını ve sopalarını savurarak parçalanmış at ara-basının ve devrilmiş cücelerin üzerine üşüşüyordu. Onları yüksek zeminden aşağı bir çift dev —Tred’in umacağı üzere tepe devi değil, daha iri, mavi tenli ayaz devleri— takip edi-yordu. İşte o zaman bunun sıradan bir akıncı grubu olma-dığını anladı.
    Bilincini yitirmekte olan Tred, kendini geriye fırlatıp baş-ka bir yamaçtan aşağı yuvarlanmaya ve bir böğürtlen çalısı-nın dibindeki başka bir kayaya sertçe çarpıp duracak kadar aklını başında tutmayı başardı. Tekrar kalkmaya çalıştı ama toz toprakla dolu ağzında kan tadı aldı.
    Tred bilincini yitirdi.

    Çeviri:
    Ali Seval
    Hazırlayan: Kayra "Keri" Küpçü
    wall 2 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Güç Yüzüklerine Dair - Arşiv konusunu cevapladı.
    Rica ederim undomiel.. Yapabileceğim bir şey olursa ulaşmanız yeterli..
    wall 2 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Rüya Geçidi konusunu cevapladı.
    Rica ederim.. Bu tür hikayeler her zaman hoşuma gitmiştir..
    wall 2 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Drizzt Efsanesi - Anayurt | 1.kitap konusunu cevapladı.
    Yazmaya devam ettiğin sürece zamanla, yazım ve anlatım dilin de düzelecektir Emre.. Tekrardan emeğine sağlık..
    wall 3 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Güç Yüzüklerine Dair - Arşiv konusunu cevapladı.
    Aslında bakarsan düşündüğünden çok daha fazla bilgi sitemizde mevcut undomiel.. Sana vermiş olduğum Kronoloji linkinde "Tarih ve kısa bilgiler" vardı.. Tolkien Eserleri Bölümünden "Arda Tarihi" kısmına bakarsan daha detaylı yazıları da görürsün.. (: Ayrıca Rica ederim..

    Not: 4. Çağın sonrası ve "Son savaş" kısmı da var ama o konular çok tartışmalı konular.. Christopher Tolkien tarafından 12 serilik olan kitap da "Son Savaş" ile ilgili bazı notları da mevcut.. Ayrıca J.R.R Tolkien'in hiç incelenmemiş notlarının da olduğunu hatırlatmakta fayda var..

    Örnek: Turin'in Tulkas ile birlikte son savaş için Melkor'un karşısına durması.. (Garip ama böyle bir olay da var mesela)

    Tabi bunlar çok şaibeli konular.. Daha sonra bunlarla ilgili yazıda yazacağız zaten..

    Serinin 12 kitabının sırası şu şekilde ayrıca :

    1- Kayıp Öyküler Kitabı 1 (1983)
    2- Kayıp Öyküler Kitabı 2 (1984)
    3- The Lays of Beleriand (1985)
    4- The Shaping of Middle-earth (1986)
    5- The Lost Road and Other Writings (1987)
    6- The Return of the Shadow (Yüzüklerin Efendisi Tarihi 1) (1988)
    7- The Treason of Isengard (Yüzüklerin Efendisi Tarihi 2) (1989)
    8- The War of the Ring (Yüzüklerin Efendisi Tarihi 3) (1990)
    9- Sauron Defeated (Yüzüklerin Efendisi Tarihi 4 dahil) (1992)
    10- Morgoth's Ring (Sonraki Silmarillion 1) (1993)
    11- The War of the Jewels (Sonraki Silmarillion 2) (1994)
    12- The Peoples of Middle-earth (1996)
    wall 3 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Sitenin açılış sürprizi konusunu cevapladı.
    Bence "Diğer Filmler" bölümüne The Hunt for Gollum da eklemek lazım.. Hem bu röportaj'ı, hem de Facebook sayfasında ki TR Altyazı video'sunu tek bir başlık altında birleştirilebilir.. Yani sayfaya giren hem röportaj'ı okur, hem film ile ilgili detayları öğrenir, hem de video'yu izleme şansı bulur..
    wall 3 gün önce
  • Sauron forumda Güç Yüzüklerine Dair - Arşiv yeni bir konu başlattı.
    Saruman’ın yüzükler üzerine yaptığı çalışmalar bize onların görünüşleri hakkında önemli bilgiler verir. Gandalf Elrond’un divanında Sarumanın sözlerini hatırlatarak Tek Yüzüğün geçmişini şöyle anlatır:

    “ ‘Dokuzlar, Yediler ve Üçlerin’ demişti, ‘hepsinin kendine has taşları vardır.Fakat tek yüzük öyle değildir.Sanki daha önemsiz yüzüklerden biriymiş gibi, yuvarlak ve süssüzdür; fakat yapımcısı yüzüğün üzerine öyle işaretler koyuştur ki, ustalar belki hala bunları görüp okuyabilir.’”


    Bu harfler Yüzük ısıtıldığı zaman görülebilir, aynen Gandalfın Frodo’nun ocağı önünde şüphelerini doğrulamak için yaptığı deneyde Yüzük üzerinde Karanlık dilde yazılmış Elf rünlerinin belirdiği gibi.Ayrıca Üç elf yüzüğünün yapımında kullanılan taşları da bilmekteyiz:Narya bir yakutla süslenmiştiNenya bir serttaşıyla süslenmişti

    Vilya bir safirle süslenmişti.Gri Limanlarda geçen tariften Nenya nın mithril den yapılmış olduğunu biliyoruz:

    “Onun parmağında da Nenya, mithril’den yapılan yüzük vardı ve bu yüzükte bir buz gibi parlayan tek bir taş bulunuyordu.”

    Diğer Elf yüzüklerinin neden yapılmış olduğu bilinmiyor.Belki de , herbiri Celebrimbor’un kendi tasarımı olduğu ve tabiatıyla diğer yüzüklerden farklı olduğu için hepsi mithril’den yapılmış olabilir. Fakat yukarıdaki tanımlamada öyle görünüyor ki Tolkien “mithril’den yapılmış yüzük” diyerek nenya’yı diğer yüzüklerden farklı kılıyor ve diğer yüzüklerin altın benzeri farklı bir materyalden yapılmış olduğunu ima ediyor.Yedi Cüce yüzüklerinin , aşağıda söylenenden, altından yapılmış olduğunu biliyoruz

    “Denir ki, eskinin Cüce Kralları’nın Yedi Yığını’nın her birinin oluşumunda bir altın yüzük vardır…”

    Yine de onların üzerinde hangi tür taşların kullanılmış olduğun bilemiyoruz.Dokuzlar içinse onların hangi maddeden yapılmış olduğunu ve ne tür taşlar kullanıldığını belirten hiç bir tanımlama yok. Yine de onların da altından yapılmış olduğunu varsayabiliriz.

    Yüzüklerin İsimleri varmıydı?

    Sadece üç Elf yüzüğünün kendilerine ait özel isimleri olduğunu biliyoruz: NARYA(Ateş); ayrıca ateş yüzüğü ve kızıl yüzük olarak da bilinir. NENYA(Su); Serttaşı yüzüğü ve Beyaz yüzük olarak da bilinir, Tamamlanmamış Hikayeler de üçlerin ana yüzüğü olarak anılır. VILYA (Hava); Safir yüzük ve Hava yüzüğü olarak da bilinir, ayrıca Kralın Dönüşünde üçlerin en kudretlisi diye anılır.Sauron’un Yüzüğünün özel bir ismi yok fakat pekçok şekilde tabir edilir: tek yüzük, hükmeden yüzük, Sauron’un yüzüğü, ya da Büyük Güç Yüzüğü , Âli Yüzük.

    Cücelerin ve Nazgul’un yüzükleri topluca Yediler ve Dokuzlar diye anılır, ve eğer her birinin özel bir ismi varsa da bilinmemektedir.

    Nazgul kendi yüzüklerini takıyor muydu?


    Bu oldukça tartışmalı bir konudur. Bazılarına göre Nazgul yüzüklerini kullanıyordu ve yüzükleri yoluyla köleleştirilip Sauron tarafından kontrol ediliyorlardı. Bu taraf aynı zamanda Nazgul’un Yüzüktayfı olarak güçlerini kendi yüzüklerini takarak elde ettiklerine inanıyor. Bu görüş için tek açık kanıt Elrond’un Divanında Gandalf’in sölediğidir “dokuzlar Nazgul’un elinde”. Bu duruma ters düşen şeyler var; 1) neden Sauron’un Yüzüğü ,Gil-galad ve Elendil tarafından alt edildiğinde yerde duruyorken Nazgul-Kral ,Eowyn ve Merry tarafından yok edildiğinde yerde bir yüzük yoktu ve 2)neden Frodo Yüzük Taşıyıcısı olarak Weathertop’da Bruinen Nehrinde Yüzüktayflarının kılıçlarını, soluk yüzlerini , gözlerini ve taçlarını görürken yüzüklerini göremedi? Bunu onun Lothloriende iken Sam göremediği halde Galadriel’in yüzüğünü , Nenya’yı, onun parmağında gördüğü gerçeği ile karşılaştırın.Çoğu ipucu Sauron’un yüzükleri tuttuğu fikrine işaret ediyor. Gandalf yüzüklerin tarihini Bag End de Frodo’ya anlatıyor ve ona şöyle diyor:“Şimdi durum şöyle: Dokuzlar’ı geri aldı; Yediler’inde kimini aldı kimi yok oldu; Üçler hala gizli.”Bu ifade açıkça yüzüklerin kendisi ile ilgili ,onların iradeleriyle değil çünkü burada Yedilerin tanımı yapılıyor. Yedilerden geriye kalanları kullanan tayflardan yada uşaklardan haberimiz yok. Bu yüzden Dokuzları ve Yedileri geri almaktan kastedilen tam olarak şudur – Sauron Dokuzların ve Yedilerden geri kalanların maddi varlıklarına (yani onların kendilerine) sahipti.Galadriel de ayrıca bunu Lothloriende Frodoya şunu söyleyerek onaylıyor:“Yedileri ve Dokuzları elinde tutan onun gözünü gördünüz.”Tamamlanmamış Hikayeler’deki Yüzük Arayışı’ından elimizde şunlar var:“Sonunda o (Sauron) bu konuda ona ,kendi iradeleri olmayan ama onun iradesiyle, Sauron’un elinde tuttuğu yüzüğe tamamen bağlı olan irade ile ona bağlı olan en güçlü hizmetkarlarından , Yüzüktayfların’dan başka hiç kimsenin hizmet edemeyeceğine karar verdi.”“Onlar onun en güçlü hizmetkarlarıydı ve böyle bir göreve en uygun olanlardı çünkü onlar şimdi onun (Sauron’un) elinde tuttuğu dokuz yüzüğe tamamen esir olmuşlardı.”Bu konuda en açıklayıcı ifade onun Frodo’nun Cehennnem Yarıklarındaki durumunu tanımlayan bir mektubunda galir ve Tek Yüzüğün doğası ile ilgili olarak son derece bilgilendiricidir:

    “Sauron ilk önce Yüzüktayflarını gönderdi. Doğal olarak tam anlamıyla bilgilendirilmişlerdi ve hiçbir şekilde Tek Yüzüğe sahip olma aldanışına düşmezlerdi…Fakat bu durum şimdi Fırtınatepesi’nde , Frodo tamamen korkudan dolayı yüzüğün görünmezlik sağlama gücünü kullanmaktan başka bir şey düşünmediği durumdan farklıdır. O zamandan beri büyüdü. Eğer yüzüğü bir hükmetme ve egemenlik aracı olarak kullansaydı onun gücüne karşı koyabilirler miydi?Tamamen değil. Ona vahşice saldırabileceklerini sanmıyorum, ne de onu esir alabilirlerdi; onun – onların (elinde tuttuğu)Dokuz Yüzüğü yolu ile asıl iradelerine sahip olan Sauron tarafından verilen görevlerle çakışmayan – diğer emirlerine itaat eder yada itaat eder görünürlerdi…”

    Yukarıdaki ipuçlarının genelinden ortaya o çıkıyor ki Sauron ilk önce Dokuzlara sahip oldu ve sonra Dokuzları onları egemenlik ve güç için kullanan Ölümlü insanlara verdi. Sonunda onlar soldular ve Tayflar oldular – ki bu noktada Sauron onları saklamak ve böylece en çok korkulan hizmetkarlarına hükmetmek için yüzüklerini geri aldı.

    Hükmeden Yüzük yokedilince ne oldu?

    Genel kanı o ki , Tek Yüzüğün yokedilmesiyle tüm diğer güç yüzükleride (üç elf Yüzüğü de dahil) güçlerini yitirdiler ve yapımlarındaki asıl amaç olan zamanın yıpratıcılığını engellemede etkisiz hale geldiler. Bunun arkasındaki mantık şudur: Tek yüzük TÜM diğer güç yüzüklerini biraraya getirecek ve onlara hükmedecek güçle meydana getirilmiş olduğu için Tek’in gücü yokolduğunda diğerlerininki de yokolmuştur. Üç yüzüğü taşıyanlar; Gandalf, Elrond ve Galadriel, denizin üzerinden batıya gittiler ve yüzükleri de yanlarında götürdüler. Bunun açıklaması birkaç yerde şöyle bulunur:

    “Ama Elfler arasında konuşulan kötü şeylerin oluşacağına dair bir çok kehanet vardı, şöyle ki eğer Sauron dönerse, kaybolmuş Hükmeden Yüzüğü bulabilirdi, ya da en iyisi onun düşmanları yüzüğü keşfedip yoketmeliydi; bu olmazsa Üç’ün güçleri başarısız olur ve onlar tarafından korunan herşey güçsüzleşirdi, böylece Elfler alacakaranlığa düştü ve İnsanların Egemenliği başladı”

    “Ama bütün bu şeyler yapıldığında, Isildur’un varisi, insanoğlunun hükümdarlığını eline geçirdiğinde, Batı’nın egemenliği ona geçtiğinde, Üç Yüzüğün kudreti de sona ermiş, dünya İlkdoğanlar için yaşlanmış ve grileşmişti.”

    “’O zaman, nasihat ettiğiniz gibi Hükmeden Yüzük yok edilirse ne olur’ diye sordu Gloin. ‘Tam olarak bilmiyoruz diye cevap verdi Elrond üzüntüyle. “Bir kısmımız Sauron’un hiç ellememiş olduğu Üç Yüzüklerin o zaman serbest kalacağını ve onları kullananların Sauron’un dünyaya verdiği zararları iyileştirebileceğini umuyor. Lakin belki Tek Yüzük gittiğinde Üçler de yitecekler ve birçok güzel şey solup unutulacak. Benim inancım bu’”


    Bunun en hüzünlü kanıtı lady Galadriel Frodo’ya mecaranın sonunda Elfleri bekleyen kaderi açıklarken görülür:

    “Şimdi sizin gelişinizin bizim için nasıl da kıyametin ayak sesleri olduğunu anlıyorsunuz değil mi?Çünkü eğer siz başaramazsanız, biz bütün çıplaklığıyla düşmanın önünde kalacağız.Yok başarırsanız, o zaman bizim gücümüz azalacak, Lothlorien solacak ve Zamanın gelgitleri onu süpürüp gidecek”


    Üç yüzüğün temel gücü zamanın yıpratıcı etkisini yavaşlatmak olduğuna göre , Galadriel’in sözleri açıkça Tek yüzüğün yok olmasıyla beraber diğerlerinin de gücünün kaybolacağı anlamına geliyor.

    Sauron Numenor’da Tek Yüzüğü kullanmışmıydı?

    Evet, Sauron gönüllü olarak Numenor’a sürgüne gittiğinde Tek Yüzük’ü de yanında götürmüştü. Kötülüğünü Numenorda cezasını çeker görünümü altında gerçekleştirmekten çok hoşlanmıştı; ve yüzüğü Ar-Pharazon’un düşüncelerine hükmetmek ve Numenor insanlarının Morgoth’a tapınmalarını sağlamak için kullandı.Valinorun onun olduğuna dair telkinleri ve Ar-Pharazon’un kulağına fısıldadıkları Numenorluların isyan etmesine sebep oldu. Fakat Sauron’un kendisi bile bu günahın cezasının büyüklüğü karşısında şaşırmış ve dehşete kapılmıştı: Valar yaratıcıyı çağırdı, Iluvatar’ı , ve o denizleri açtı ve Numenor’u yuttu:

    “…Edain’den sonsuza dek kurtulduğunu artık dünyada neler yapabileceğini düşünerek üçüncü kez güldü, neşesinin tam ortasındayken koltuğu ve tapınağı dipsiz derinliğe gömüldü. Ama Sauron , içinde büyük bir kötülüğü geliştirdiği ve bir daha asla insanoğlunun gözüne hoş görünmeyeceği bu biçime bürünmüş olsa da ölümlü bir beden değildi; ruhu derinliklerden yükseldi, bir gölge, kara bir rüzgar olarak denizin üzerinden geçerek, Orta Dünya’ya , Mordor’a , evine döndü.”

    Bazılarını kafası Sauron’un yenilip bir ruha dönüştükten sonra yüzüğü kendisiyle beraber nasıl Mordor’a geri götürebildiği sorusuna takılıyor. Tolkien’in bir mektubu bu konuya değinir:

    “’Karanlık bir rüzgara taşınmış bir garez ruhuna’ dönüşmesine rağmen, şimdi egemenlik gücünün büyük bölümünün bağımlı olduğu yüzüğü taşıyan bu ruhdan birisinin çekineceğini sanmıyorum.”

    Tolkien’in bu konudaki görüşüne katılmak gerekir, çünkü vücutsuz bir ruh olarak , Mordor’a Tek Yüzük ile beraber Sauron’un geri dönüşünü açıklayacak akla yatkın başka bir yol yoktur.

    Tek Yüzük neden Bombadil’i kontrol altına alamadı?

    Tom Bombadil Orta-Dünya’da bir bilmecedir; onun ne olduğunu bilmiyoruz ve onun nereden geldiği asla ortaya çıkmadı. Tolkien mektuplarından birinde Tom Bombadil’i Yüzüklerin Efendisi’ni yazmayı planlamadan çok önce yarattığını ve onu Hobbitlerin Rivendel’e giderken bir macera yaşamalarını istediği için öyküye dahil ettiğini söyler. Tolkien Tom’u gücün ve egemenliğin doğasını ortaya koymak için kullandı. Tom temel arzusu SADECE “anlamak” olan bir varlığı temsil etmektedir. Bu “anlama”yı herhangi bir amaç uğruna kullanmakla ilgilenmez. Bu tür bir güç ve egemenlik onun için tamamen gereksizdir ve onun için ne bir anlamı vardır ne de üzerinde bir etkisi vardır:“O farklı bir şekilde kudretlidir: onun hiç korkusu yoktur ve güç yada egemenlik için de hiç arzusu yoktur. O bu gibi şeylerden ancak onun küçük dünyasında onu etkilediği derece anlar. O başka şeylerin bilgisini, onların tarihini ve doğasını, arzulayan bir ruhu simgeler…ve bu bilgiyi herhangi bir şeyde kullanmakla tamamen alakasız bir ruhu…”

    Ve Elrond’un Divanı’nda:“

    “ ‘Gene de haber yollayıp yardımını isteyemez miyiz?’ diye sordu Erestor. ‘anlaşılan Yüzüğe bile hükmü geçiyor.’ ‘Hayır, tam öyle denemez,’ dedi Gandalf. ‘Yüzüğün onun üzerinde hükmü yok demek daha doğru olur.O kendi kendisinin efendisidir. Fakat Yüzüğü ne değiştirebilir , ne de diğerleri üzerindeki gücünü kırabilir…’”
    wall 3 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Re: Şu Anda Ne Dinliyorsunuz? konusunu cevapladı.
    Empyrium - Where At Night The Wood Grouse Plays..

    wall 3 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Re: Cvp: Re: Cvp: Vampir Günlükleri konusunu cevapladı.
    undomiel : Film'i seri olarak izleyeceğim zaten..

    Ayrıca bence boşverin yeni nesil vampir dizilerini.. Az kaldı "Winter is coming!" diyorum (:
    wall 3 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Re: Cvp: Vampir Günlükleri konusunu cevapladı.
    undomiel : Bu gece bir Anna Rice eseri olan "Vampirle Görüşme" filmini izlemeye karar verdim.. Vampir tadımı bozacağıma her gün Lestat de Lioncourt'u izlerim daha iyi.. Hatta canım sıkılırsa da sislerin vampirine bir göz atabilirim.. (:
    wall 3 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Vampir Günlükleri konusunu cevapladı.
    Ben bu son zamanlarda çıkan vampir filmlerine nedense ısınamadım gitti.. Özellikle de zaman dilimi olarak günümüzde yaşanan yada günümüze yakın bir zaman dilimden yaşanan filmlerden bahsediyorum.. Twilight ve benzeri diziler bana hep itici gelmiştir.. Nedeni ise vampir temasının en iyi yansıtıldığı dönem olan orta çağ ve o dönemin gothic havasından mahrum kalması.. Tabi bu benim görüşüm..
    wall 3 gün önce
  • Sauron forumda Cvp: Rüya Geçidi konusunu cevapladı.
    Öykünüzü yeni okudum.. Özellikle de "Köy" kısmı gerçekten tam bir sis perdesi ile örtülü.. Öğlen 14.00'da kararan havanın öykünün sonunda sessiz bir gerçekle birlikte aynı anda karanlığa gömülmesi çok sıradışı olmuş.. Bu tarz melankoli tadında hikayeleri genelde sevmişimdir.. Evet melankolinin sessiz çığlığını hissettim bu yazıda.. Hepsinden önemlisi yazmış olduğunuz iki yazı da da kripto'nun temel taşınız olduğunu fark ettim.. Gizem her zaman çekiciliği elinde tutan bir anahtardır.. Bunu kullanmayı iyi bildiğiniz sürece sıradışı yazılarınızı daha çok göreceğiz demektir..

    Ayrıca güzel bir öykü idi.. Elinize ve kaleminize sağlık..
    wall 3 gün önce

Forum Yazışmaları

Son Yazdıklarım

  • Fantastik Eserlerin Çevirisi

    Fantastik Eserlerin ÇevirisiFantastik eserlerin çevirisi konusu (bu yazıyı okuyanların çoğu benimle hemfikir olacaktır diye umuyorum) üzerinde en fazla tartışılan, herkesin bir şeyler söylediği ve önerilerde bulunduğu bir konu olageldi. Kimileri bazı sorunlu kelimelerin olduğu gibi kalması gerektiği, bazıları da ne olursa olsun çevrilmesi gerektiği fikrini savundu, ama şimdiye kadar bu konuda bilimsel, akademik bir çalışma yapılmamıştı.Az sonra okumaya başlayacağınız metin bir buçuk senelik bir çalışmanın ürünüdür. Phoenix Yayınevi bünyesinde, hocamız Dr. A. Şirin Okyayuz Yener’in etrafında kurulan takımımızın ve bizim naçizane tecrübelerimizle vücuda gelmiştir.

  • Ayin

    Ayin Mabet; karanlık, gölgeli... Az sayıdaki mum aydınlatmaktan çok odanın köşelerine gölgeler yollamaktaydı. Yine bu mumlardan kalan koyu is lekeleri ortamı daha bir karanlık, daha bir ürkünç yapıyordu. Ortadaki sunak vazifesi gören yükseltinin etrafını saranlar da bu lekelerden ayırt edilemeyecek kadar koyu renktelerdi. İçeride nem o kadar yoğundu ki insanın kemikleri üşüyordu. Ama içerideki on üç kişi için kemiklerinin çok az önemi vardı. Hemen hemen hepsinin de tüm benliği heyecan doluydu. İçlerinden birisi hariç… O, her ne kadar heyecanlı da olsa biraz korkuyordu.

  • Kiler

    Kiler Toril yanında yatan, birlikte müthiş bir gece geçirdiği kadına baktı. Kumral saçları, biçimli ve çıplak vücudunun üstüne dağılmıştı. Uzun saçlar, az da olsa örtünme sağlıyor ve ona hem masumane hem de gizemli bir çekicilik sağlıyordu. Çadırın giriş aralığından giren hafif meşale ışığı, kızın vücudunun kıvrımlarında titreşen gölgeler oluşturarak belirginleştirsin mi yoksa gözlerden mi saklasın karar veremiyor gibiydi. Oldukça masum bir kedi yavrusu gibi yanına kıvrılmış uyuyan bu güzel, sadece birkaç saat önce Toril’in vücudunu parçalarcasına tırmalayan bir panterdi adeta.

  • Yağmuru Hatırla

    Yağmuru Hatırla Yağmuru hatırla. Saçlarına damlaları bırakışını. Göz yaşlarım ile kurulmuş imparatorluğumda, çaldığım şarkıyı hatırla. Kılıcımı tutarken şuanda sana, saçlarında dolaşan rüzgar kokunu taşıyor burnuma. Titremelerini hatırlatırlatıyor, nefesini ve fısıltılarını.

  • Taş Kale

    “Taş Kale” birçok ismin sonsuzluğa kavuştuğu ve bir çoğunun da uğruna hayatta kaldığı bu yer… Birçok kahramanın kanlarıyla sulanmış olan bu kutsal yerin surlarında oturuyorum şimdi. Sorguluyorum, bunca acıyı, kederi ve bunca ızdırabı… Düşünmeden edemiyorum, burayı canları pahasına savunanları, tereddüt etmeden bazı uzuvlarını buraya feda edenleri ve gözlerini kırpmadan burada ölenleri.

Bulunduğun sayfa: Kardeşlik Sauron