Zaman

Oy ver
(1 Oy)

Tik tak.. Tik tak... tik tak...
Zaman; Tanrıların bile önüne geçemediği tek kavram.. zaman, sonsuzluğa giden yol..
tik tak.. tik tak..


Tanrılar, evreni yarattıklarında, kendilerinden başkalarının sonu olsun diye zamanı da yarattılar... İlk önce elfleri yarattılar... Hayatlarına zamanı fazla sokmadılar elflerin.. Sonra insanları yarattılar.. Elflerde tadamamaış oldukları zaman duygusunu insanların üzerinde denediler...
tik tak.. tik tak...
sonra zaman dedikleri şey kendilerinin önüne geçti.. artık zaman hem elflere, hem insanlara dünya üzerindeki bütün canlılara etkiyordu.. ağaçla zamanla soluyor ve yeniden açıyor, kayalar uzun yıllardan sonra kum haline geliyordu... ve insanlar soluyordu.. bir hücreden, genç bir adama çeviriyordu.. ve genç bir adamdan, kokuşmuş bir leşe..
tik tak.. tik tak...
zaman, tanrıların yapamadıklarını yapıyordu...yarattıklarını, yaşatıyordu...
bunun üzerine tanrılar toplaştılar... tekrar zamanın önüne geçmek için bütün güçleriyle bir araya geldiler... Suların efendisi, sulardaki dalgayı durdurdu...denizi dondurdu ki balıklar yüzemesin, harket edemesin....
sonra havanın efendisi, rüzgarları üflediği gibi içine çekti... yaşayan herşeyi, ihtiyaçları olan tek şeyden mahrum bıraktı...
toprağın efendisi kardeşlerini görünce, tek meyvesini de karartı... Toprağı yaktı... Isıttı... Ekinleri soldurdu, ağaçları devirdi...
en büyük tanrı ateş tanrısı ise toprak efendisiyle anlaştı... dünyanın her yerinde aradan dev çıkıntılar yükseldi bir anda... ve içlerinden dev alev topları...
bütün bunlar olurken yaşayan tek şey vardı.. Zaman..
tik tak.. tik tak..
tanrılar, kendi yarattıkları zamana olan öfkelerini, zamanla ortak kullarından çıkardılar.. insanlar öldü.. narin elfler daha zayıf düştü ve yavaş yavaş ölmeye başladılar...
içlerinden sadece iki kişi zamana inanmada ısrarcıydı... bir elf adamı ile bir insan kadını...
toprakların yanmadığı, suların donmadığı ve rüzgarın olduğu bir yer buldular kendilerine... zamana inandılar..
tik tak.. tik tak..
sonra tanrılar, yaratılanları yeterince korkuttuklarını düşünerek yaptıkları zulumden vazgeçtiler... çunku zaman eger ona inananlar varsa sürüyordu...
bu sayede elfler çektikleri çileden ders çıkardılar ve daha dayanıklı olmayı öğrendiler... ölümsüzlüğe bir adım daha yaklaştılar... Sonsuzluğa.... Elfler için her an bir önceki an olmuştu artık...
İnsanlar ise daha da hırslandılar... İçlerinde büyüttükleri kini kullanarak eski innaçlarına göre "kısa sürede çok fazla iş" yaptılar...elflerin süregelen "an" ı onlarda olaylarla doldu....
zamana inanan iki kişi, tanrıların onları yaratmış olduğu ilk gün gibi herşeye en baştan başlamaya karar verdiler.
zaman onlara, tanrıların zamana inanmayanlara veridğini verdi... onları ölümsüzleştirdi...ben olmasam diye düşündü zaman, bu ikisinin hayatı zaten ölümsüz olacak... benim onlara vereceğim de ölümsüzlüktü zaten dedi kendi kendine...
tik tak..tik tak..
ikisi bitmeyen ömürleri boyunca hayatlarını geçirdiler... yaptıkları her şey için zaman geçiyordu, ve onlar gözlerinin önünde sürenolaylarda ölümsüzlüklerinin etkilerinin azaldığını farketti..bir çiçek dikiyorlardı.. ama çiçek ilk günkü gibi durmuyordu tabi... kendini zamana bırakıyrdu...
bu ikisinin yarattıkları ortamı sırtlanıp tanrıların karşısına çıktı zaman...
tik tak.. tik tak..
sonra kendisini anlatmaya başladı..." eger ben olmsayadım her şey ilk günkü gibi kalacaktıı.. babanız yaratan, sizi yaptığında bir süre elinde yogurdu sizii. ve beni de yarattı ilk günkü gibi kalmyasanız diye.."
bunun üzerine tanrılar buna kızdılar.. zamana onu yarataranın kendilerini olduğunu annatmaya çalıştılar ama o direndi...
oysa yine bütün bunlar olurken, kendinden emin olan bir tek zaman vardı... tanrılar da oyununa gelmişlerdi...
sonra bu iki kişinin yaptıklarını gören diğerleri zamanın varlığına tekrar inanmaya başladılar... eğpe her an bir ansa... ve yine her gün bir ansa, zaman koskoca bir andı...
tik tak..
güç kaybeden tanrılar korkmaya başladılar... hem zaman güz kazaanıyor, hem kendileri zamanın varlığna inanıyor hem de ondan korkuyorlardı...
sonra zaman tanrıların bir zamanlar yarattıkları herşeye yapmış olduğu zülmü tanrılara yaptıı...
tik tak..tik tak..
zaman geçmeye devam ediyordu...ve tanrıların çekeceği azabın günü geldi...
yine toplandıkları bir gün hiçbirisinin karşı koyamadığı güç mekanlarına girdi...
"ben sizi yarattım size hiç zulum ettim mi? ama siz yarattığız şeylere gerçeği biliyor diye zulüm ettiniz.. sıra sizde..
ben sizin babanızım.. ben sizi yaratanım"
tanrılar bunu duyunca şaşırdılar çünkü yaratıldıldıklarından beri kendilerini yaratanın ne olduğunu bilmemişlerdi... kendilerinin zamanı yarattığını düşünüyorlardı.. ama durum tam tersiydi...
"ben ZAMANIM"
tik tak...
zaman onlara kendilerinin de bir sonu olduğu gösterdi.. onları nasıl yarattıysa öylece yoketti...
sonra herşeyin tek yaratıcısı ve tek hakimi olarak ölme hakkını geri verdi... ama ölümsüzlükleri devam ediyordu... kendisine inanan o iki kişinin bir bebeği oldu...
tik tak.. tik tak...

 

Zaman- 2. Bölüm-Oyun
Artık tanrısal bütün güçleri elinde bulunduran zaman, tanrılığını gizlemenin bir anlamı kalmadığını düşnmeye başlamıştı.. Zaten daha önceleri de insanlar ona tapmışlardı, tarnılarını bırakarak... Zamanın tek tanrı olduktan sonra yapması gereken ilk tercih, hangi tarafta veya tarafta olup olmayacağına karar vermekti... Ya kötülük ve iyilik arasında bir seçim yapacaktı, ya da kendilerini zamanın akışına bırakan elf, insan ve yaşayan herşeyi gerçekten kendi akışına bırakacaktı... Ve onları suda kağıttan gemi yüzüdren çocuklar gibi izleyecekti..
Sonra aklına kendince muhteşem bir fikir geldi.. Hayatlarına gerektiği zamanlarda, gerektiği şekilde müdahale edecekti yaratılanların.. Aynı bir çocuğun, kağıt gemisinin derede yüzerken bir kaya parçasına takıldığında parmağıyla onu kurtarması gibi...
Zaman, aynı bir çucuk gibiydi.. Aklı çocuk gibi çalışıyordu.. Elbette ki zeki bir çocuk.. Tanrılığıyla gurur duymuyor, bu özelliğiyle birilerine yardım etmek istiyordu.. Bunu yaparken yolu belliydi: OYUN....
Tanrıların savaşından, yani kaos yıllarından çok uzun süre sonra elfler istedikleri gibi, kadim ormanlarında uzun ömürleriyle yaşamaya devam ettiler. Ormanlarının kendisine has büyüsünde, yeni doğan elfleri yetiştirip büyüttüler zamanın içinde... Işığın içinde büyüyen yeni elflerde, büyüklerine nazaran çok büyük bir fark vardı... Hayatları tartışmasız daha kısaydı.. Ancak diğerlerinden farkları bu değildi.. Onlar ellerindeki süreyi çok daha iyi kullanıyorlardı... Babalarının bir günde öğrendiği bir öğretiğiyi onlar yarım günde öğreniyor, günü geri kalanında bu öğretiyi hayatlarına yansıtıyorladı...Ve kadim halk bunu yeni tanrıları Zaman'a atfediyorlardı.
Aynı zamanlarda insanlar da dünyanın başka bir köşesinde kendi geçmişleriyle yüzleşiyorlardı.. Geçmişte yaptıkları hatayı şu olarak görüyorlardı: "Kaos yıllarında, neye uğradığını bilmeyen elfler, kendilerine gelinceye kadar onların soyunu kurutmalı ve bütün zenginliklerini elimize geçirmeliydik. Hem mücevher değerindeki hazinelerini hem de su değerindeki kadimliklerini.."
Bunları izleyen zaman, olanları kendi akışına bırakmayı seçti.. Daha önce benim yüceliğime erişenler şimdi de erişebilirler pekala" diyordu kendi kendine...
İnsanlar hatalarını düzeltmeye karar verdiler.. Ne çok geçti, ne de önlerine geçecek bir tanrı vardı... Zaman, böyle olmasını istiyorduysa, ki oluyordu, bırakalım olsundu...
İnsanların hain planlarını öğrenen elf kolcuları, bütün dünyayı koşarak geçtiler... Zamanları tükeniyordu, ama eğer böyle olması gerekiyorsa böyle oluyordu...
Kolcular kadim mekanlara geldiğinde krallar ve kraliçeler onları en güzel şekilde ağırladı.... Kolcular dertlerini anlattılarsa da uyarılar yerlerine pek ulaşmadı.. Toplanan elf kralları, olayları zamanın akışına bırakmaya karar verdi...
Bu karardan sonra, Zaman nerede hata yaptığı anladı... Kağıt gemisi suyu çekiyordu ve her seferinde batıyordu. Herşeyi oluruna bırakmak pek sağlıklı bir fikir değildi... Elfler bile önlerinde bir yol gösterici olmadan, bütün geleceklerini tehlikeye sokacak hatalar yapabiliyorlardı... Oyununa son bir kez göz attı, satranç tahtasındaki iki şah da tehlikedeydi.. 3. renkte bir vezir ortaya çıkıncaya dek...
Kendisine ilk inanan elf adamı ile insan kadının ölümsüz çocukları geldi aklına.. Kimbilir onları unuttuğu bu son yıllarda çocuk ne kadar da büyümüştü... Sonra bir sağa bir sola çarpan gözleriyle çocugu aradı ve buldu...
tik tak.. tik tak...
Paaq adlı çocugu inceledi.. İnceledi...
Bir gün evinden çıkıp oyun oynamaya giderken takip etti onu.. Çocuk bir derenin kıyısına gitti.. Kuru dalları elindeki iple birbirine bağladı... Bir zemin oluşturdu ve tam ortasına dik gelecek bir şekilde bir dal daha yerleştirdi.. Ufacık pelerininden bir parça kopardı ve onu o dik dala yelken olacak şekilde bağladı...
Ufacık bir çocuğun bu kadar şey yapabilmesine şaşan zaman çocuğun yaşadığı yerin 100 mil çapında etrafına göz attı... Görünürlerde ne deniz vardı ne de ufacık bir göl.. Peki ya bu çocuk o gemiyi nasıl hayal etmişti ki yapmıştı?... Babasının ve annesinin de deniz görmediğini biliyordu Zaman.. Ve düşünmek için kutsal mekanına döndü.. Boşluğa...
Buldu!!!! Çocuk ona yol gösteriyordu. Nasıl böyle bir şey yapabileceğini tahmin edemedi, çünkü o bir tanrı Paaq ise bir çocuktu.. Ölümsüz bir çocuk...
"Daha düzgün bir şey bulana kadar elindekiyle idare et, ve ummadığın anda karşına çıkanları iyi değerlendir. Nasıl yapacağını bilmiyor olabilirsin sadece ellerini kullan onlar sana en mükemmelini vereceklerdir.. Ve en sonunda bir daha müdahale etmek zorunda kalmayacaksın" diyordu çocuk garip bir şekilde..
Zaman, evine giderken Paaq ı tekrar buldu. Onu ellerinde evirdi, çevirdi.. Tanrısal gücünden ona da bahşetti.. Muhteşem bir zekayla yoğurdu çocuğu..Ve muhteşem silahlar bahşetti ona...
Evine gittiğinde çocuk, annesiyle babasının üzüntülü bir şekilde oturduklarını gördü... Ne olduğunu sorduğunda aldığı cevap oldukça anlamsızdı...
Dedesi, çocuğun artık zamanının geldiğini, Paaq ın evden ayrılması gerektiğini ve oldukça zor bir göreve atılacağını söylemişti.. "İyi de" dedi çocuk, "Benim dedem olmadı ki!"
İnsanlar, Birleşik Elf Ormanlarının kapısına geldiğinde savaş kararını aldıktan sonra 5 sene geçmişti... Peşlerinde büyük bir ordu toplayan krallar güçleriden emindi... Bütün insanlık arkalarında geliyordu..
İnsanların hırslarını oldukça geç farkeden elf kralları, 5 sene önce gelen kolcuları dinlemedikleri için oldukça zora düştüler... Halk artık savaşın kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu.. Kaçınılmazdı da...
Ve sonra savaş başladı.. Elfler ve insanlar son nefeslerine kadar savaşmaya başladılar...Öyle bir an oldu ki insanların en büyük kralı ile en yaşlı, en çok saygı duyulan elf kralı karşı karşıya geldiler...
Birbirileriyle dövüştüler, dövüştüler... Vücütlarının her yeri kesiklerle doluydu.. Ama ikisi de yenilmediler.. Yenemediler de...
Savaş böyle seyrederken, 17 yaşlarında bir çocuk iki kralın karşısına çıktı... Elindeki kırmızı saplı kılıçla ikisin de elindeki kılıcı düşürdü...Sonra elindeki kılcı yere atarak elini havaya kaldırdı...
O anda bütün savaş durdu.. Krallar artık kılıç sesi duymadıklarını farketmişlerdi... Ama yanlış giden bir şeyler vardı: Kendileri ve çocuktan başka kimse hareket etmiyordu.... Zaman durmuştu...
Bu sonsuzluk içinde boğulan krallar hiddetlendiler.. Çocuğa kim olduğunu ve neden savaşlarını durdurduğunu sordular.. Kendi savaşlarını!!!
Çocuk hiç birşey söylemedi...Elini tekrar havaya kaldırdı...
Krallar gördükleri tablo karşısında dehşete düştüler... Karşılarındaki çocugun beyaz sakalları çıkmış, saçları beyazlamış ve yüzü ve elleri kırışmıştı...
Kırışmış el tekrar havaya kalktı...
Krallar iyice korkmaya başladılar çünkü karşılarında bir bebek yatıyordu...
Bebeğin eli havaya kalktı...
Orta yaşlardaki adam iç cebinden kağıt bir gemi çıkardı... Elinde kralların görebileceği bir şekilde tuttu. ve yere bıraktı... Sonra elini tekrar havaya kaldırdı ve ortadan kayboldu..
Kağıt gemiyle yanlız başına kalan krallar yere oturup bunun ne anlama geldiği anlamaya çalıştılar.. Oturdular kafa yordular beraberce...
Sonuç imkansızdı, gemi onlara birlikte birşeyler yapmak, zaman geçirmek için bırakılmıştı... İkisi de bu sürede birbirilerinden öğrenecekleri çok fazla şey olduğunu keşfettiler..
Birbirilerine bakıp hallerine güldükleri sırada çocuk ilk haliyle tekrar karşılarına çıktı... Konuşmadı ne kadar soru sordularsa da... Gemiyi aldı, elinde tuttu..
Krallar tekrar şaşırdılar... Kağıt gemi, çocugun elinde maket bir gemi oluvermişti... Kırmızı bir yelkeni vardı... Çocuk elini kaldırdı ve kayboldu... Gemi yerde, kalmıştı...
Sonra kılıç sesleri, savaş kaldığı yerden olduğu gibi devam ediyordu... Krallar birbirine sarılmıştı ve bunu gören savaşçılar savaşmayı bıraktılar....

Zaman bir kez daha kazanmıştı, zamanı iyi değerlendiren krallar da kazanmıştı...
Ve zaman bir daha hiç müdahele etmedi....
Kırmızı vezir, siyah ve beyaz şahı devirmişti...
tik tak... tik tak... 

3. (son) Bölüm- Lanet

İnsanlık, yaşadıkları dünyadaki güzelliklere ve kendinin olmayanlara göz dikmemeyi öğrenmişti artık.. Öyle ki elfler de bitmek tükenmek bilmeyen kibirlerinden vazgeçmişlerdi.. Kendilerini olduğu gibi insanları da tanrı yaratmıştı, yani yollarını ayıran yine tanrı; zaman olmuştu...
Birlikte çalışarak güzel şehirler inşa ettiler... Elflerin sonsuz yeşil ormanlarında, sonsuz mavi gökyüzüne erişen, tepesi sonsuzdaki kuleler diktiler... Her kulenin yanındaki yüksek "qetanhya" ağaçlarına elfler, kulelere ise insanlar yerleştiler...
Demirci ocaklarında, birlikte çalıştılar... İnsanlar kılıçlar dövüyordu, elfler ise onlara ağaçlardan büyülü saplar...
Tarlalarda birlikte çalıştılar.. İnsanlar tarlaları sürdü, ekti biçti, elfler ise doğa büyülerini kullanarak ekinlerin daha çabuk büyümesini sağlıyordu... Normal şartlarda 1 yılda aldıkaları 2 ekin sayısı bu birliktelik sayesinde 4 e 5 e çıkmıştı...
Muhteşem bir ikili oluşturdular... İnsanlar elflerden irfan öğrendiler, elfler ise kuvveti... İnsanlar ağacı öğrendiler, elfler ise demiri.. İnsanlar doğayı öğrendi, elfler ise inşa etmeyi...

Zaman yaptığıyla gurur duyuyordu... Bir tanrı olsa bile, yarattıklarına kendisini kullanmayı öğrettiği için...Ah, zaman nelere kadirdi...
Kendi ufak deresinde gemiler yüzdürmeye deam etti zaman... Kağıt kullanmıyordu, Paaq ın ona yapmasını öğrettiği tahtadan gemi vardı artık.. Ne batıyordu, ne bir yere çarpıp duruyordu...

Zaman ne olursa olsun, tanrı bile, artık yorulduğunun farkındaydı.... Ne yapacağı bir yenilik vardı yeryüzünde ne de başka birşey.. Canı sıkıldı... Kendisiyle gelişen arkadaşlıklarla, yeni icatlarla elbette ki mutlu oluyordu...


Kendi ufak deresinde gemi yüzdüren biri daha vardı... Artık yaşlanmış, mavi gözlü beyaz saç ve sakallı bir adam... Elflerle insanların kadim krallarının şaşırarak gördüğü gibi, elinde bir gemi vardı....
Bilgeliği yüzünden okunuyordu yarım elfin... Gemisini yüzdürürken bir ses duydu, arkasına baktı...Kendi gibi ölümsüz olan kendi soyunun en küçüğü vardı karşısında.. Torunu...

Çocuğun doğduğu günü dün gibi hatırlıyordu.. Kendi dedesi Tanrının ona bahşettiği özellik sayesinde dedesi onun için koskoca bir andı... Çocuk yürümeyi öğrenmişti.. Hatta koşuyor ata bile biniyordu.. Uzun saçlı, ve kabul etmek gerekirse elf kanı baskın olan bu ufaklığı çok seviyordu Paaq...

" Bu çocuk" diyordu elf karısına gözleri ışıldayarak " benim çocukluğuma benziyor"

Sonra dere kıyısında ufaklığı izlerken, onun ne kadar da çabuk büyüdüğünü farketti.. Zaman geçiyordu... tik tak.. tik tak...


20 sene sonra öyle birşey oldu ki ufaklık kız dedesiyle aynı yaşa geldi... Çok çabuk büyüyordu... büyüdü, büyüdü ve büyüdü...
Dere kıyısında gemi yüzdürürken kalp krizinden ölmüş bir şekilde buldu Paaq onu... Gemi yüzdürmek aile gelenekleri olmuştu artık...


İki elini havaya kaldıran Paaq, uluların ulusuna yakardı.. Bağırdı... Ona verilmiş olan, soyuna verilmiş olan o kızda neden işlememişti...
Cevap alamadı..


Dere kıyısında ölen bir kişi daha vardı... Tanrı...
Zaman, kendi kontrolünü kaybetmişti.. Kendi kendisine etkiyordu artık.. Aslında istediği de buydu, tek varlık olmak...
Zaman'ın zamanı geçmişti...


Dizleri üzerinde ağlamakta olan kırmızı vezir o anda anladı, bunu... Artık üzüntüden değil hem sevinçten hem de başka bir şeyden ağlıyordu....
Ölümsüz tek varlık olarak lanetlenmişti.....
tik tak.. tik tak...

Yazar: Orth Augenis

Yazarın yeni sitede üyeliği olmadığından,sadece alta not olarak ismi eklenmiştir. Eserin sahibi siteye üye olduğu zaman, yazar bilgileri eklenecektir. Eserin sahibi üyeliğini aktif ettiği anda lütfen Eru ile site içinden temasa geçsin.

Gandalf

Yazar İsim: Gandalf
Irk: Maia  Sınıf: İstari  Kriter: Adil İyi

Bu kategorideki diğerleri: « Ufak bir hikaye... Bağırmak »
Yorum yazmak için lütfen üye olunuz

SON RESİMLER

SON VİDEOLAR

Bulunduğun sayfa: KÜTÜPHANE ÖYKÜLERİNİZ Zaman