İNS-İ CİN

Oy ver
(1 Oy)

Gecenin son saatleriydi. Kaloriferler söneli saatler olmuştu, üşüyordum. Bilgisayarımın başında nerdeyse 37 saattir oturuyordum. Bir otelin rezervasyon kayıtlarını silmekle meşguldüm. Kabul ediyorum güzel bir iş değildi yaptığım ; Ama rakip firma iyi para veriyordu ve ben açtım.



İşte o gece karşılaştım o programla. İşim bittikten sonra sanırım vicdanım yüzünden olsa gerek uyuyamamıştım. Ve geceyi sabaha bağlayana değin hiç durmadan gezmiştim Internet denilen derya da. Ve o programı bulmuştum, belki bir lanet belki bir ödül. Başta ilgimi çekmiş ve indirip unutmuştum. Basit bir programlama yazılımıydı. C++ dan tek farkı İngilizce yerine eski İbranice kullanıyor olmasıydı. Nasıl da anlamadım Ama o zamanlar bırakın bu işlerden anlamayı varlığına dahi pek inanmıyordum.

Ne demiştin, evet o programı unutmuştum. Ta ki çok basit bir numaraya kanana kadar.sanırım tüm yaşadıklarımın içinde en çok buna kızıyorum. Merakımı ve düşüncesizliğimi en yüksek derecede değerlendirip beni insafsızca ağına düşürdü. Bir sabah bilgisayarımda yani hayatımda ki iyi olan tek şeyde onu gördüm. Küçük bir kısa yol tuşu, evet lanetim sadece bir simge yüzünden başladı ne kadar dramatik değil mi. Eski sarı sayfaları olan siyah kaplı, üzerinde alev figürleri dans eden güzelliği kadar, hatta daha da tehlikeli bir kısa yol simgesi.Aslında ne program kurulurken nede sonradan ben bir kısa yol atamıştım. Ama vardı ve ben düşünmeden öylesine tıklayı verdim.

Ve birkaç saniye içinde artık esiri olmuştum onun. Her şey çok basitti artık. Internet deryasının kaptanı olmuştum. Tüm BUZ’lar şifreler ve diğer her program sadece benim bahçemdeki küçük, mini minnacık dikenlerdi. Güç benimdi ve insanlık benim kölelerimdi. Ne kadar ironik değil mi. Halen bu güce sahibim ama ölmeyi bile beceremiyorum.

Bundan sonrasında ne anlatmam gerektiğini tam olarak bilemiyorum. Aslında anlatacak pek bir şey yok gibi dursa da bu nokta tamamen fırtınadan önceki sessizlik. Olayların başlangıcı olsa da o kadar sıradan ve sessiz ki ben bile fark edememiştim.

Günlerdir bilgisayarımın başından kalkmamıştım. Sadece biyolojik ihtiyaçlarım beni makinemin başından ayırtıyordu ve onlarda günden güne azalıp yok oluyordu. Ne kadar körmüşüm.

Bir gün mutfağa girdim aç yada susuz olduğumdan değil sadece içimden gelen kurtulmaya dair son dürtüyle. Buzdolabını açtığımda içinde onlarca kutu kedi mamasının bulunduğunu gördüm ve diğer dolaplarımda mamayla doluydu. Kullanmadığım halde evde dört bidon kaynak suyu vardı ve içinde mama ve su olan iki adet çok temiz ve şık mama kabı. Anlamaya çalışırken 2 çuval kedi kumunu ve gene aşırı kaliteli kumluğu gördüm, yatağını ise anlatmıyorum bile. O ise bilgisayarımın yanında oturmuş temizleniyordu. Kızıl tüyleri vardı ama sadece sol gözünün üstünde bir beyazlık vardı. Tek kelimeyle mükemmel bir kediydi. Ve ben kendi karnımı doyuramazken evime hiç kedi almamıştım. Ama ondan ne kuşkulandım nede garipsedim onu. Ne kadar komik ve korkunç geliyor değil mi.

Her neyse. Ve o siteye tekrar girdim. Bu programı indirdiğim yere döndüm. Kendimi cinayet işlenen yere dönen katil gibi hissediyordum kan beni çağırıyordu. Aslında pek de yanlış sayılmaz o programın linkine tıkladığım anda kendimi hançerlemiştim.



Ve babasının cebinden para çalan bir çocuk gibi o siteyi de kırmak istedim. Amacım yoktu sadece yapabileceğimi görmek için denedim. Çok basit görünüyordu. İçine sızabilmek için başta kendimi kopyaladım tüm karşı savunma sistemleri kopyama saldırırken ben merkezdeki ana bilginin bulunduğu kübiğin içine yavaşça sızıyordum. Ama o beni yakıyordu o kadar soğuktu ki ölmenin yada beynimi yitirmenin eşiğindeydim. O kadar güçlü olamazdı ben efendiydim ve o da bana itaat etmeliydi. Ama etmedi ve gözlerim karardı.

Uyandığımda yerde yatıyordum ev karanlıktı sigortalar atmıştı ama göğsümde yatan kediyi görebiliyordum karanlıkta alev saçıyor gibiydi. Bana çapkınca gülümsedi ve fısıltı ile bana ‘açım’ dedi. O an neye bulaştığımı anladım ve cehaletimi o an fark ettim. O babaannemin bana anlattığı masallardaki bir yaratık değildi artık. O gerçekti ve ben korkuyordum.Bağırmak için kendimi zorladım ama başaramadım haftalardır tek bir cümle bile kurmamıştım.

Ne yapmak ve ne demek istediğimi anladı ve bir kez daha gülümsedi. ‘ Cin mi demek istiyorsun evet aynen öyleyim senin dünyandan değilim ama ya sen nesin. Sende senin dünyandan değilsin ve aslına bakarsan hiçbir dünyadan değilsin’

O an şehrin penceremden yansıyan ışığıyla makinemin ekranına düşen aksime baktım. Kulaklarım sivrilmiş, boyum uzamış ve insanlıktan çıkmıştım. Ayağa kalktığımda derimin solgun gri rengini fark ettim ne olduğunu anlamıştım, iki cinsin arasında kalmıştım. Bir ucubeydim bir efendi değil basit bir hilkat garibesiydim. Ve evden kaçtım.

Çılgınca koşuyordum. Hiç durmadan hiç nefes almadan koşuyordum. İster insan olsun ister cin yada herhangi bir canlı beni görünce korkuyordu. Onların zihinlerindeki düşünceler bana akıyordu. ‘aman tanrım, Allah’ım sen bizi koru, silahım nerde, kaçmalıyım, abi süper trip olmuş herif’ ve daha yüzlercesi.

Nefes almak çok zordu sanki binlerce iğne bedenime batıyor beni öldürmüyor fakat ölümle yaşamın sınırına taşıyordu. Ağzıma keskin bir kan tadı akarken vücudum sarsılıyordu. Tek istediğim yaşamaktı ve bunu yapabilmek için beynime çığlıklar ve acı akıtan her canlıyı yok etmek istiyordum.

Ve birden yere yıkıldım damarlarımda ki kan ateş olmuş yanıyordu. Evren dalgalanıyordu kapılar açılıyor ve tüm varlıklar evrenime doluyordu. İnsanlar korkuyor bebekler çılgınca ağlıyordu.

Ve her şey bir anda durdu. Ve bir anda evren sustu. Son hatırladığım karşımdaki dev reklam ekranında bir an görünen yazı

‘Hoş geldin kapıların kapayıcısı, hoş geldin iyilerin en kötüsü, hoş geldin kabilin izinden giden.’

O gün hakkında daha fazla bir şey hatırlamıyorum. Sadece o meydandan taşındığımı hayal ediyorum, sonrada karanlık bir odada uykuyla uyanıklık arasında geçen zamanı belki saatlerdi beklide yüzyıllar.

Ve bir şekilde geri geldim. Ama her şey değişmişti artık şehir karanlıktı insanlar korkuyordu artık kaos değil karanlık hakimdi. Artık her şey çürümüş bir et parçası gibiydi. Ve bende Süpermen kostümü giyip bu pisliği temizleme kararında değildim. Ama kendim istemesem de bunun içine çekileceğimi biliyordum. Ve bu yüzden kendimi tanımaya çalışmakla geçirdim zamanımı. Süpermen olmayacaktım ama karanlığı yönetebilirdim ve bu rolü benden iyi kim oynayabilirdi ki. Kim benden daha iyi tanıyabilirdi ki hayatın değersizliğini ve değişkenliğini..

Yazar: Maer

Yazarın yeni sitede üyeliği olmadığından,sadece alta not olarak ismi eklenmiştir. Eserin sahibi siteye üye olduğu zaman, yazar bilgileri eklenecektir. Eserin sahibi üyeliğini aktif ettiği anda lütfen Eru ile site içinden temasa geçsin.

Gandalf

Yazar İsim: Gandalf
Irk: Maia  Sınıf: İstari  Kriter: Adil İyi

Yorum yazmak için lütfen üye olunuz

SON RESİMLER

SON VİDEOLAR

Bulunduğun sayfa: KÜTÜPHANE ÖYKÜLERİNİZ İNS-İ CİN