Ne kadar sürdü karanlik bilmiyorum belki 1 dakika belki 1 saat belki 1 gun. Karanligin ortasindan hizla gecen isiklar ve delicesine bir bas dönmesi, sonra gözümü actigimda gökyüzü. Birkac yesil dalin arasindan gözüken masmavi gökyüzü. Yerin dibindeki inimde rengini unuttugum gökyüzü. Ve dunyada daha önce hic bu kadar güzel olarak göremedigim gökyüzü. Burnuma islak cimenlerin kokusu geldi sonra ve gece duydugum ezgiyi duydum sonra. Yine ayni tatli ve berrak kadin sesi ama daha yakin bu sefer. Ve daha önce hic hissedemedigim huzur yüregimde.
Düs olmaliydi herhalde. Gercek olamayacak kadar guzel, ama gercek oldugunu bagirircasina sahici. Dokunabilmek, görebilmek...hissetmek.
Sonra ayaga kalktim. Üstümde nerden geldigini bilmedigim bir giysi. Masmavi bir pelerin. Icinde acik mavi bir gomlek, cok guzel gümüs islemeleri olan bir kemer ve gri bir pantalon. O kadar hafifti ki. Günes ne cok fazla boguyor ne de üsümeye neden olacak kadar küstürüyordu kendini. Isil isil agaclarin arasindan yurudum sonra. Yapraklardan akan damlalari gordum sonra,o kadar guzellerdi ki. Daha onceki kisa yaz yagmurundan arta kalan belki de. Akan bir derenin siriltisini duydum sonra o tarafa dogru yoneldim. Kus sesleri hic eksik olmuyordu. Binbir cesit kusun insana huzur veren sesleri birbirine karisiyordu. Daha once hic gormedigim kuslar hic gormedigim agaclarin yuksek dallarinda ucuyorlardi. Sonra agaclarin yapraklarinin cok sıkı olmamasindan oturu sükrettim, yoksa bu guzellikleri gorecek gun isigina nasil kavusurdum.
Akan derenin kenarina vardigimda daha önce bu kadar berrak bir akarsu gördügümü hatirlamiyordum. Derenin akisina kaptirarak kendimi de elime aldigim kirik bir dalla oyalanarak asagi dogru indim. Ve sarki hic kesilmiyordu. Artik net olarak duyabiliyordum sarkiyi. Ama sarkinin sözlerini nasil anladigima bile sasiyordum cünkü daha önce bilmedigim bir lisandi sanki bu. Ama anliyordum, o kadar güzel geliyordu ki kulaga. Dünyanin guzelliklerinden ve kederlerin ortadan kalkisindan bahsediyordu sanki. Ve bir baska sarki bir macera anlatiyordu sanki.. Icinde ejderhalar ve mücevherler olan. Ihanet ve arkadaslik olan. Güzellik ve sevgi olan.
Epey ilerledikten sonra bir acikliga cikmistim. Buradaki cimenler daha gürdü ve rüzgarla savrulup dans ediyorlardi sanki. Cevrede binbir renkte cicek vardi ve her birinin guzelligi uzerine sayfalarca yazilabilirdi belki. Tam bir sairin olmak istedigi yerdi belki de. Dere cok daha genis bir irmaga dökülüyor ve az ileride irmak genisliyor , ikiye ayrilarak ortasinda dev bir agacin bulundugu bir adayi sariyordu. Adanin görünüsü inanilmazdi. Ufak bir kulübe vardi dev agacin dev gövdesinin olusturdugu bir düzlükte. Ufak bir cocuk vardi agacin dibinde oynayan, etrafindan habersiz..
Ama az ilerde. Ah nasil olurdu bu. Dunya üzerinde gördügüm ve belki de görebilecegim en güzel seyi gördüm belki de, agacin az ilerisinde dans ederek sarki soyleyen bir kadin. O güzel sarkinin kaynagini bulmustum artik. Upuzun siyah saclari beline kadar inen, beyaz tenli ve yüzü daha önce görmedigim bir isikla parlayan bir kadin. Masal diyarindan bir peri olmaliydi ve ben de en güzel masalin ortasinda bir saskin.
Adaya dogru götürdü ayaklarim beni ister istemez. Böylesine güzel bir yerde böyle güzel bir hanimin oldugu yerden baska nereye götürebilirdi ki zaten. Nehrin karsi kiyisina geldigimde fark etti beni ve yüzündeki gülümseme hic degismeden selam verdi. Ne oldugunu bilmedigim lisanda "Hosgeldiniz." dedi ve ben de karsilik verdim ona. Agzimdan cikan kelimeleri nasil telaffuz ettigimi bile bilmiyordum ama ben de o lisanda konusabiliyordum.. Ve tum bunlarin üstüste gelmesinden dolayi saskin bir halde bakiniyordum etrafima. O ise elleriyle kendi kiyisinda bulunan kayigi isaret etti ve elini havaya kaldirip benim oldugum tarafa sürükledi. Kayik agir agir bana dogru sürüklenmeye baslamisti. Saskin bakislarim altinda ayagimin dibine gelen kayiga bindim ve bu sefer adaya dogru ilerlemeye basladim. Adaya ulastigimda o guzel hanim tekrar selamladi beni ve ben de sanki otomatik olarak yerlere kadar egilerek karsilik verdim.
Sonra agacin dibinde ahsaptan hünerli eller tarafindan islenmis bir koltuga oturduk. O anda oynamakta olan kücük cocuk bana bakmisti. Gözlerindeki isilti annesi oldugunu tahmin ettigim haniminkinden daha fazlaydi sanki. Bu güzel hanim hic konusmuyor ve sanki benim kim oldugumu biliyormus gibi bana bakiyordu. Arka tarafa gidip geldiginde cok güzel bir kadeh vardi elinde ve bana ikram etti. Hayatimda tatmis oldugum herseyden güzel olan bu icecegi icerken yüzüme daha büyük bir mutluluk yerlesmis olacakti ki hanimin gülümsemesi daha da artti.
Sonra bir gürültü geldi arka taraftan ve benden epeyce uzun, siyah sacli bir insan cikageldi. Ve hanim bir anda o tarafa yonelip kollarina atladi adamin ve kulagina bir seyler fisildadi. Adam geldiginde önce oynamakta olan cocugu kucagina aldi birseyler fisildadi ona. Gelip koltuga oturdu o da ve "Hosgeldiniz" dedi. "Sizin gibi yalniz bir adami buraya getiren nedir?" Sonra ona anlattim akici ama bilmedigim bir dille nasil kendimi burda buldugumu ve tum bunlarin bir düs gibi geldigini. Sonra adimi sordu ama bir cevap veremedim. Adimin ne oldugunu hatirlar gibiydim ama telaffuz dahi edemiyordum. Bu halimi gören Bey yüksek ve sen bir kahkaha atti ve "Madem ki ismini söyleyemiyorsun o zaman adin 'dusunde gezen' anlaminda Rankaimela olsun."
Bana orada istedigim kadar kalip misafirleri olabilecegimi soyledi. Konukseverlikleri inanilmazdi. Daha önce tatmadigim meyvalarla bezeli bir aksam yemeginden sonra hanim yine cok güzel bir sarki daha soyledi. Yine inanilmaz olaylarla ilgili biraz hüzün biraz nese dolu. Hiz sıkılmadan dinledim gece boyu. Onlar yatmaya cekilmeden Bey ile konusma imkanimiz oldu. "Seni belli ki önemli ya da önemsiz ama bir amac icin yüceler yollamis batidan. Sanirim burda fazla kalamayacaksin. Ama ileride nereye gidersen git Rankailema , karanligin yaniltabilecegi duslerinden emin ol ve ona göre davran. Burayi da her zaman evin olarak kabul et, yikilacagi ana kadar." Bana gümüs islemeli bir hancer verdi üzerinde garip sekiller olan. Garip bir gümüs agac islemesi vardi uzerinde ve isiltisi geceyi delip farkediliyordu yildizlarin altinda. Sonra agacin üzerindeki külübesine yöneldi.
Ben ise donakalmis vaziyette hayran hayran hancere bakiyordum ve bu diyarlarin bile yikilabilecek olmasi kaygisi parcaliyordu yüregimi. Sonra neler oldugu konusunda bu kadar aciz kalmanin saskinligiyla uzandim aciklikta cimenlere ve gokyuzunu seyrediyordum circir boceklerinin esliginde. Yildizlar inanilmaz bir isiltiyla parliyor ve gokyuzunu aydinlatiyorlardi ve daha once gormedigim kadar guzellerdi.Sonra Hanimin yüzü geliyordu önüme, hepsinden daha güzel olan. Sonra saskin gözlerime göz kapaklarim inmeye basladi usul usul. Akan nehrin sesiyle dalmistim belki de...
Gözümü actigimda bu sefer karanlik bir odanin tek bir masa lambasiyla aydinlanan tabaninda sirt ustu yatar vaziyette buldum kendimi. Yerin dibindeki inine geri dönen külkedisi misali suratimdaki aptalligi anlatmaya gerek yok sanirim. Masanin altinda parlayan birsey vardi. Gümüsi bir isik veriyordu. Egilip baktigimda heyecandan geri atmaya calisirken kendimi kafami vurdum masaya. Bir hancer vardi masanin altinde ve isil isil parildiyordu. Iyice sasakalmistim. Bunlar dus degilmiydi yoksa. Ama bu nasil olabilirdi ki. Kendime gelmek icin banyoya gittim. Elimi yüzümü yikarsam kendime gelirdim belki. Aynanin karsisina gecip suratima bir iki kez su carptim. Ama aynaya iyice baktigimda korkudan ziplayip tavana vuracak gibi oldum. Kulaklarim, kulaklarima ne olmustu...?
Sonra yine karanlik basladi, uzakta bir mum isigi sönerken..
Yazar: celebrimbor tîwele
Yazarın yeni sitede üyeliği olmadığından,sadece alta not olarak ismi eklenmiştir. Eserin sahibi siteye üye olduğu zaman, yazar bilgileri eklenecektir. Eserin sahibi üyeliğini aktif ettiği anda lütfen Eru ile site içinden temasa geçsin.




