Ayin

Oy ver
(6 oy)
ayin ayin ayin

Ayin

Mabet; karanlık, gölgeli... Az sayıdaki mum aydınlatmaktan çok odanın köşelerine gölgeler yollamaktaydı. Yine bu mumlardan kalan koyu is lekeleri ortamı daha bir karanlık, daha bir ürkünç yapıyordu. Ortadaki sunak vazifesi gören yükseltinin etrafını saranlar da bu lekelerden ayırt edilemeyecek kadar koyu renktelerdi. İçeride nem o kadar yoğundu ki insanın kemikleri üşüyordu. Ama içerideki on üç kişi için kemiklerinin çok az önemi vardı. Hemen hemen hepsinin de tüm benliği heyecan doluydu. İçlerinden birisi hariç… O, her ne kadar heyecanlı da olsa biraz korkuyordu.


Onun ismi Sintre’ydi. Henüz yirmi dört yaşındaydı. Uzun bal rengi saçları, iri aynı renk gözleri, minyon yapısıyla zarif ve güzeldi. Her ne kadar güzelliği insanları şok edecek kadar olmasa da iki hafta önce bir askeri ona iyileştirmesi için getirdiklerinde asker ona bakakalmıştı. Sintre nedenini anlayamasa da uzun bir süre ağzı açık, sadece gözlerine bakmıştı. Kendisine gelmeden Sintre onu iyileştirmişti. Zaten eğer kendinde olsaydı iyileşme sürecinde acı çekmediği için şüphelenebilirdi. Zira kara ermişlerin iyileştirme büyüsü çok müthiş acılara neden olurdu. Sintre kendi büyüsünü yaptığı için ve kendisi ışığın bir rahibesi olduğu için acı vermemişti.
Kendisi onlardan birisi olmamasına rağmen o pis, karanlık mabetten daha da pis ayinin bir parçası olmasının tek nedeni görevdi. Onu seçmişlerdi çünkü o duygularını iyi sakladığından casus olmaya uygundu. Karanlık taraftakilerin önemli bir şeylerin peşinde olduğunu anladıklarından beri (yani üç haftadır) Sintre bu görevdeydi. Etrafındaki her şeyde tiksinerek ve bundan zevk alıyormuş gibi görünerek geçen tam üç hafta... Zaman zaman çıldıracağını, daha fazla dayanamayacağını düşünüyordu ama dayanmıştı. Bu gün artık görevinin biteceğini umuyordu. Çünkü ermişlerin söylediklerine bakılırsa bu ayin amaçlarını yerine getirmeleri için çok önemliydi. İzleyecekleri yolu tam olarak çizmelerini sağlayacaktı. Bu amacın ne olduğu ve hangi yolun izleneceğini öğrenmenin görevini tamamlamak için yeterli olacağını umuyordu.
Doğru zamanın geldiğine inandığı zaman aralarından en yaşlısı ellerini havaya kaldırdı.
“Selamlar kız kardeşlerim.” Kajena kadınları kayıran bir tanrıça olduğu için takipçilerinden sadece rahibeler bu gibi büyük ayinlerde görev alabilecek kadar yükselebilirlerdi. Bu yüzden genellikle ona inanan erkeklerin şövalye olarak yetiştirilmesini uygun bulurlardı. Gerçi istisnalar da yok değildi. “Aslında hiç birinizi ismen tanımasam da buna ihtiyaç duymuyorum.” Sintre içinden sessizce güldü. Aslında bu bir ihtiyaç meselesi değildi. Kimse diğerine güvenmediği için ve güçlü büyülerle kendisine karşı kullanılabileceği için ismini söylemezdi. Birisi diğeri için “Yaşlı Kişi” , “Sessiz” , “Cılız” ya da “Uzun” du.
Sintre ise “Taşralı”ydı. Bunun nedeni başka bir şehirden gelen bir rahibenin yerine geçmiş olmasıydı. Kendi inancının rahipleri karanlık tarafta önemli bir şeylerin olmakta olduğunu anladıkları zaman içlerinden Sintre’yi seçtiler. Karanlık yollara az da olsa yatkın olan tarafsızlığın rahiplerinin yardımıyla kara ermişlerin acemiliği geride bıraktıkları gün aldıkları ve onların birer ermiş olduğunu kanıtlayan madalyonların sahtelerinden yarım düzine yarattılar. Bu madalyonlar bir kara ermişten onun rızası olmadan kesinlikle alınmadığından ve vermek isteyecek birisini bulma olasılıkları olmadığı için bu yola başvurmuşlardı. Onlar için aylar gibi geçen günlerden sonra bekledikleri haber geldi. Yakın bir kasabadan ufak bir kafilenin harekete geçtiği haberini aldılar. Tanrıçalarının yardımıyla kafileyi pusuya düşürüp yerlerine geçtiler ama her şey planladıkları gibi gitmedi. Hedeflerine ulaşamadan yaz kış devam eden fırtınanın gazabına uğramışlardı. Her ne kadar tanrıçaları tarafından korunuyor olsalar da bu yetmemişti. Burası Kajena’nın topraklarıydı. Burada onun kuralları geçerliydi. Sintre hariç hepsi ölmüştü ve o, bu lanetli yerde yalnız kalmıştı.
“Neden ihtiyaç duymadığımı da biliyorsunuz. İhtiyaç duymuyorum çünkü hepinizin kalbinde aynı tutkunun yandığını biliyorum. Tanrıçamızın mutlak hakimiyeti. Bunu başarmak için üstümüze düşen görevler olduğunu hepimiz biliyoruz. Şu anda burada bu kutsal mekanda toplanmış olmamızın nedeni de bu. Görevlerimiz hakkında bilgilendirilmek.” Bütün odada onaylayan mırıltılar dolandı. “Şimdi konsantre olun kız kardeşlerim! İzin verin tanrıçamız kalplerinizi doldursun!”
İşte bu gibi anlar Sintre için en zor olanlarıydı. Ne zaman Kajena için bir ayin yapılsa o içinden Sarena’ya yakarırdı. Görevini başarmak için yardım, yaptıkları için de bağışlanma dilerdi. Her nasılsa kimse onun aslında Kajena’ya değil onun nefret ettiği kız kardeşine dua ettiğini anlamazdı. Buna tanrıçasının kudretinden başka yorum bulamıyordu.
Sintre gözlerini yumdu. Her zaman yaptığı gibi kendi tanrıçasına seslendi. Birazdan yapacakları için güç vermesi ve kendisini affetmesi için yalvardı. Kalbinde tanrıçasının dokunuşunu hissettiğinde bir an için neşe ve mutluluktan gözleri doldu. Daha önce böylesine büyük bir kutsama yaşamamıştı. Önemli bir görev yaptığını ve bunun tanrıçasını memnun ettiğini biliyordu artık. Bundan böyle her şeye dayanabilirdi. Gözerini açtığında diğer rahibelerin onu beklediklerini fark etti. Çoktan hazırdılar. Hiç bozuntuya vermedi. Oldukça sakin bir şekilde kendini olacaklara hazırlamaya başladı.
Yaşlı rahibe herkesin hazır olduğunu anladığında sağ elini kaldırarak sessiz bir emir verdi. Kapının yanındaki rahibe sessizce başını eğerek bir adım geri çekildi ve arkasını dönerek kapıyı açtı. Dışarıda bekleyen grup içeri girdi.
Grup çok dikkat çekiciydi. Bu kadar dikkat çekmesinin en önemli nedeni iki zırhlı adamın birer kolundan tutarak sürüklerken çığlık atan zavallı bir kızdı. Yaklaşık on altı, on yedi yaşlarındaydı. Üstündeki beyaz tülden, ince elbisesi mahrem yerlerini örtmekten çok gizemli bir çekicilik veriyordu. Tüm gücüyle direniyordu ama iki iri şövalyenin karşısında tamamen çaresizdi. Görüntü Sintre için inanılmaz derecede iğrenç olsa da diğer rahibeler gibi sessizce gülümsemeyi başardı. Sadist bir gülümsemeydi bu. Acı çeken birisinin acısından zevk aldığını belli eden bir gülümseme... İçten içe ağlasa da bunu yapmaya mecburdu.
Şövalyeler kızın tüm gayretine rağmen hiç yavaşlamadan doğruca sunağın yanına gittiler ve ikisi de kızın birer kol ve bacağından tutarak onu sunağın üstüne sırt üstü yatırdılar. Kız hala çırpınıyor, onu salmaları için yalvarıyordu. Yaşlı Kişi hiç etkilenmiş gibi görünmüyordu. Yüzü mermerden oyulmuş bir maskeydi. Elini kızın iki göğsünün ortasına değdirdi ve o anda kızın çırpınışları dondu. Tüm vücudu kasıldı kaldı. Tek kımıldayan şey gözleriydi. Sintre bu büyüyü biliyordu. Kız ne yaparsa yapsın kımıldaması imkansızdı. Büyü onu mükemmel bir şekilde sabit tutacaktı.
Şövalyeler, artık onlara ihtiyaç kalmadığını anlar anlamaz hemen rahibelere saygıyla selam verdiler ve dışarı çıktılar. Onlar çıkar çıkmaz Sintre içeri başka birisinin daha girmiş olduğunu fark etti. Bu bir askerdi. Mabede girmesine izin verildiğine göre şövalye olmalıydı. İri yarı olmasa da yapılıydı. Yüzüne baktığında bunun o iyileştirdiği asker olduğunu anladı.
Adamın üstünde de aynı kızınki gibi ince tülden bir giysi vardı ama onunki siyahtı. En az kız kadar çıplak olsa da adam hiç utanmış görünmüyordu. Aksine zavallı kızın görüntüsü onun şehvet duygularına seslenmişti. Seçildiği için kendisini şanslı hissediyor olmalıydı. Tanrıçası adına düzenlenen bu ayinde önemli ve zevkli bir role sahipti. Kendisiyle gurur duyuyordu. Kasıla kasıla, bunu belli ederek sunağa yaklaştı ve beklemeye başladı. Yaşlı Kişi bir süre hiç bir şey söylemedi. Konsantrasyon içindeydi. Ayini yerine getirmek için hemen hemen her adımda yapılması gereken şeyler olacaktı. Yaşlı Kişi ayini yönetiyordu. Bu yüzden işin büyük kısmı onu omuzlarındaydı.
Adam beklemekten sıkıldığından etrafına bakınmaya başladı. Sonuçta buraya rahibeler haricinde çok az kişi girerdi. Gerçekten de dışarıdaki pek çok kişi burayı merak ediyordu. Adamın gözleri odada dolaştı, sonra da rahibeleri incelemeye başladı. Sintre’yi görünce birden gerginleşti. İçeri girdiği andan itibaren ilk kez rahatsız, hatta utangaç görünüyordu. Tam bu sırada Yaşlı Kişi konsantrasyondan çıktı ve adama baktı.
“Ne yapmak için burada olduğunu biliyorsun. Bu kızı bekaret yükünden kurtar ki ayin için hazır olsun.” Kızın tek özgür parçası olan gözleri de şoktan donup kaldı. Neler duyduğunu sindirmeye çalışıyor olmalıydı. Buna karşılık adam hiç şaşırmadı. Niçin burada olduğunu biliyordu. Önce üstündeki tül vari pelerini çıkardı. Sonra kızın üstündeki pelerinin önünü araladı. Üstünden çıkarmadı ama yine de kız yeterince çıplaktı artık. Sonra nazikçe eğilerek o zavallı vücudun içine girdi. Artık kız bu “yük”ten kurtulmuş sayılırdı. Sintre, askerin bunu yapmaktan hoşlanmasını beklemişti ama yanıldı. Adam bunu zorunlulukla adeta tiksinerek yaptı. Sintre bunda payı olduğunu düşünüyordu zira adam sürekli onun olduğu tarafa kaçamak bakışları atmış durmuştu.
Adam kıza zorla sahip olurken kız hiç bir şey yapmadı. Zaten büyü kımıldamasına engel oluyordu ama yine de bu başlamadan önce hiç değilse mücadele ediyordu. Kaslarının gerildiğini, titrediğini görebilirdiniz. Adam korkunç görevini yerine getirmeye başladığından beri bütün bunlar sona ermişti. Kız tamamen kendisini bırakmıştı. Artık olanlara teslim olmuştu. Ümitsizlik ve umursamazlık onu pençesine düşürmüştü.
Sintre tüm bu olanların şokundayken bir anda Yaşlı Kişi’nin bir ilahiye başladığını fark etti. Yavaş yavaş sesi yükseldi. Sonra buna diğer rahibelerde katıldı. Elbette her ne kadar iğrense de Sintre de katıldı. Adam görevinin sonuna geliyordu. Vücudu daha hızlı hareket ediyordu. İlahi bittiği anda o da bitirdi. Vücudu kısa bir an kasıldı, biraz geri çekildi ve bir daha kasıldı. Sonra yavaşça o bedenden ayrıldı ve kendi tül pelerinini aldı. Yaşlı kişi ona çıkmasını işaret etti. Adam saygıyla eğilerek geri geri dışarı çıktı. O çıkarken Sintre fark etti ki artık kızın pelerini de siyahtı.
“Evet, kız kardeşlerim! Artık başladı! Şimdi benimle birlikte söyleyin!” dedi ve yeni bir ilahiye başladı. Bu sırada cebinden bir hançer çıkardı. Parlak siyah bir hançerdi. Dalgalı bir yapısı vardı ve üstü tamamen garip işaretlerle kaplanmıştı. Üstünde muhtemelen daha önceki ayinlerden kalan kahverengi kan lekeleri vardı.
Yaşlı Kişi ilahiyi söylerken ağır adımlarla kızın yanına geldi. Sol elini kızın vücudunun üstünde gezdirdi. Kız hala hareketsizdi. Gözlerinden şakaklarına doğru uzanan gözyaşından bir yol vardı. Adam ayrıldığından beri tek fark gözlerindeki bakıştı. Artık nefret doluydular. Teslim olmuştu ama bu nefret etmesine engel değildi. Zaten rahibelerin istediği de buydu: nefret...
Yaşlı Kişi sol eliyle bazı noktalarda oyalanıyor parmağıyla bazı şekiller çiziyordu. Sonra kendi kendine başıyla bir şeyi onayladı ve bu sefer hançeri yaklaştırdı. Kız bir süredir ilk kez tepki verdi. Yeniden kaçmaya çalıştı. Kasları gerildi, gözleri büyüdü... Ama çabuk söndü. Yaşlı Kişi buna aldırmadı bile. Hançeri dik olarak tuttu ve sapladı. Derine değil sadece yarım santim kadar. Amacı öldürmek değildi. Sol eliyle bıçağın etrafında ki deriyi gererken sağ elindeki hançerle de dikkatlice vücudun üzerine garip, iç içe geçmiş semboller kazımaya başladı. Hançer bütün vücudun üzerinde gezindi durdu. Kollar ve bacaklar üzerinde de çalıştı. Bir tek başına dokunmadı. Kızın vücudu kesik kesik olmuştu. Her yerinden kan akıyordu. Az miktarda akıyordu ama yine de çok fazla yara vardı. Yaşlı kişi işini bitirene kadar ilahi devam etti. Son şekilde tamamlanır tamamlanmaz herkes sustu.
“Akan kanı ziyan etmeyin kardeşlerim! Susamış olmalısınız. Alın size güç! Susuzluğunuzu giderin!” Bu kelimeler Sintre’nin kulaklarında çınladı. Etraftakiler bunu ikiletmediler. Hemen kızın üzerine gölgeden oluşmuş hayaletler gibi üşüşüp emmeye başladılar. Sintre zorunluluktan itaat etti. Ağır ağır kıza yaklaştı ve bacağındaki bir kesiğe ağzını dayadı. Kanın metalik tadı ağzını doldurdu. Midesi bulandı ama kendisini zorlayarak ağzındaki kanı yuttu. Tüm iradesiyle midesine karşı koydu. Gerçi diğerleri ayine kendilerini o kadar çok kaptırmışlardı ki eğilip kussa kimse fark etmezdi.
Kızın vücudu soğuyup rengi soluncaya kadar içmeye devam ettiler. Yaşlı Kişi uzaklaşmalarını emretti. Herkes yerine geçti. Hepsi de ayrılmaya isteksiz görünüyordu. Sintre kıza baktığında zavallının tüm vücudunda emilmekten morluklar oluştuğunu gördü. Teninin rengi artık griye daha yakındı. Gözlerinde hala aynı donuk nefret vardı ama içlerindeki ışık sönmeye başlamıştı. Yaşam gücü çok azdı. Ölümün sınırındaydı.
Yaşlı kişi yine kızın yanındaki tek kişiydi. Sol elini kaldırdı ve sağ elindeki hançeri kullanarak avucunda ufak bir kesik açtı. Kendi kanını kızın kalbinin üzerine çizdiği işrete akıttı. Sadece bir iki damla... Ardından hançeri yatay bir şekilde kızın iki göğsünün arasına koydu. İki elini havaya kaldırdı ve yeniden bir ilahiye başladı. Topluluk hemen uydu. Ses giderek arttı ve en sonunda hepsi kendilerini avaz avaz bağırır buldular. Yaşlı Kişi tüm o sesin arasında bile duyulan bir sesle bağırdı:
“Kajena! Tanrıçam! Bizi varlığınla kutsa!” Sözcükler tamamlanır tamamlanmaz hançer insanın içini ürperten yeşil bir renkle parlamaya başladı. Işık giderek kızın vücudunu sardı. Yaşlı Kişi diz çöktü, tabi ki diğer rahibeler de ona uydu. Sintre eğildiği yerden kıza bakıyordu. Işık tüm vücudu sarmıştı ve çok parlaktı. Sonra yavaş yavaş ışık azaldı ve kız oturur duruma geçti. Sağ elinde üzerine bırakılmış olan hançer vardı. Sol elini vücudunun üstündeki işaretlerde gezdirdi ve sonra çok garip, insanı korkudan titreten, yankılı bir sesle konuştu:
“Mükemmel! Böylesine güçlü bir ayin yapılmayalı asırlar oldu!” Sintre tam anlamıyla şoktaydı. Düşmanının planını öğrenmeye çalışırken amacın yerine getirmesine yardım etmişti! Kajena dünyaya inmişti! Her şey üstüne yıkıldı sanki. Artık soğukkanlılığını korumakta zorlanıyordu. Neyse ki kimse ona dikkat edecek durumda değildi. “Geçici olsa da yine de işlevsel. Hepiniz bir ödülü hak ettiniz! Ne istersiniz?” Sintre biraz rahatladı ama yine de kendisini suçlu hissediyordu. Kısa bir süreli bile olsa Kajena’nın gelişi kendisinden tiksinmesine neden olabilecek bir şeydi. Yaşlı Kişi oldukça saygılı bir sesle konuşmaya başlayınca düşüncelerinden sıyrıldı.
“Bir ödül verecekseniz bunu sizin seçmenizi tercih ederiz tanrıçam. Siz ruhlarımızın sahibisiniz. Bu kararı sizden daha iyi verebilecek birisi var mı?”
“İyi konuştun. Öyle olsun.” dedi ve ayağa kalktı. Yaşlı kişi’ye döndü. Yaşlı Kişi saygıyla başını öne eğdi. Kajena hançeri rahibenin ensesine sapladı! Yaşlı kadın bir an için tavuk gibi çırpındı, sonraysa yığılıp kaldı. Kajena hançeri çıkardı.
“Şimdi ruhun olması gereken yerde… Madem benimdi senin vücudunda yeri yoktu. Şimdi ayağa kalk ve itaat et!” Yaşlı kişi yavaşça kımıldadı. Güçsüzce ayağa kalktı ve ellerine baktı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu Sintre çoktan anlamıştı. Kadın nefes almıyordu. Artık yaşayan bir ölüydü. Dünya üzerindeki en acınası varlıklardan biriydi.
Kajena, sırayla tüm rahibelere aynı şeyi yaptı. Teker teker ruhlarını aldı ve onları birer yaşayan ölüye çevirdi. Hepsi de bundan mutlu görünüyordu. Tanrıçalarının dokunuşunu hissetmek için hevesliydiler. Bu dokunuş ölüm anlamına gelse bile...
Sıra en son Sintre’ye geldi. Kajena önüne gelip dikildiğinde başını eğdi ve kirletilmiş bedenin soluk ayaklarına baktı. Tüm benliğiyle tanrıçasına yalvardı ve o an orada ölmek istedi. Yaşayan bir ölü olmak istemiyordu, ruhunu Kajena’ya vermek istemiyordu. Tek istediği şey ölmekti. Birden tanrıçasının onu dinlemekte olduğunu fark etti. Hemen yanı başındaydı, kalbinde parlıyordu. Ona başka bir yol teklif etti, Sintre kabul etti. Kalbindeki ışık tüm vücuduna yayıldı. Hançer hızla indi ama ensesine çarptığında yamuldu. Ete geçmedi.
Sintre başını kaldırdı. Aslında bunu o yapmamıştı. O artık sadece izleyiciydi. Ruhu gibi bedeni de artık Sarena’ya aitti.
“Onu alamazsın kız kardeşim çünkü o senin uşaklarından biri değil.” dedi. Kajena'nın sesi ne kadar nefret dolu ve ürkünçse onun sesi de o kadar sevgi doluydu, bağışlanma vaat ediyordu. İnsanı rahatlatıyor, ona huzur veriyordu.
“Bu da ne demek oluyor?”
“Beni duydun. Bu kız senin değil. Bun ayin burada bitti.” Bu sırada Yaşlı Kişi vahşi bir çığlıkla saldırdı. Muhtemelen neler döndüğünü anlamıştı. O anda sırf diğer şehirlerdeki rahibeleri darıltmamak için Sintre’yi o ayine aldığına pişman olmalıydı.
Sarena telaşsız bir şekilde ayağa kalktı, gözlerini yumdu ve o pürüzsüz, saf sesiyle bir ilahi söyledi. Kendisi adına yazılmış bir ilahiydi ve melodisi çok hüzünlüydü. Sintre ilahiyi bilse de çok eski bir dilde yazılmış olduğundan neler söylendiğini bilmiyordu ama ne zaman dinlese gözleri dolardı. Sarena’nın sesi yaşayan ölüler için fazla saf ve temizdi. Elleriyle kulaklarını tıkamaya çalıştılar, hatta bazılar kulaklarını koparttı ama sesin gücünden kurtulamadılar. Hepsi korkunç çığlıklar atarak toza dönüştüler.
Kajena elindeki işe yaramaz hançeri fırlatıp attı. Sarena henüz yardakçılarıyla ilgilenirken o bir büyüye başladı. Bir tanrıçanın bile canını yakacak türde bir büyü... Sarena tam ilahiyi bitirmiş gözlerini açmıştı ki üstüne gelen büyüyü gördü. Pek çok çeşit enerji topundan oluşmuş devasa bir dalga. Çarpışmadan sonra Sarena ufak bir çığlık attı ve bir kaç adım gerileyerek yere yığıldı.
“Bana bulaşmamalıydın!” dedi Kajena öfkeyle. Sonra sesi hızla alaycı bir tona büründü: “Seni öldüremeyeceğimi biliyorum. Her ne kadar o insanın inancı sayesinde burada olsan da gerçek varlığın buralardan çok uzaklarda. Tıpkı benim gibi. Birazdan o bedeni parçalara ayıracağım. Bu senin için ölmekten daha kötü nasıl olsa. Bir inanırını kendi hatan yüzünden kaybettiğin için kendi kendini asla affetmez, hüznün içinde boğulup gidersin.”Ama hesaba katmadığı bir şey vardı.
Kapı gürültüyle açıldı. Ayinde rol oynayan tek erkek içeri girdi. Yüzünde endişeli bir ifade vardı. Muhtemelen çığlığı duymuştu. Üstünde hala o pelerin olsa da elinde bir kılıç vardı. Arkasından diğer iki şövalye de girdi. Birisinin kılıcı yoktu. Adam etrafına bakındı ve yerde yatan Sintre’yi ve tepesinde dikilen, tecavüz ettiği kızı gördü. Kararını vermekte zorlanmadı. Kılıcı tereddütsüzce ileri savurdu ve Kajena’nın sırtına saplayıverdi.
Kajena şövalyelerine çok güvenirdi. Sadakatlerinden şüphelenmesi için hiç bir neden yoktu. Bu yüzden her şövalyenin kılıcını ayrı ayrı kutsamıştı. Öyle ki o kılıçlar kendisini bile incitebilirdi. Aslında bir gün o kılıçlardan birisinin kardeşini ortadan kaldırmasını umuyordu. Böylesini hiç tahmin etmemişti.
Kajena korkunç bir çığlık attı. İnsanın kulaklarını tırmalayan, kafasının ikiye ayrıldığını sanmasına neden olacak kadar tiz ve yüksek bir ses… Aslında ölümcül darbeyi alan geçici olarak sahip olduğu bedendi ama yine de ölümün acısını hissetmeden o bedenden ayrılamayacaktı. Herkes kendisini yere atıp kulaklarını tıkadı. Çığlık kesilip de zavallı kızın bedeni yarı yanmış bir halde yere düştüğünde herkes rahatlamıştı. Kajena gitmişti.
Sintre hala yerdeydi. O büyü gerçekten de çok güçlüydü. Bedenini tüketmişti. Sadece tanrıçası onun bedeninde olduğu için hala nefes alıyordu.
“Hazır mısın?” diye sordu Sarena. “Benimle birlikte bu bedenden ayrılmaya hazır mısın?” Zaten başından beri yaptıkları pazarlık buydu.
“Evet, ama tanrıçam lütfen bedenimi burada bırakma! Bu lanetlenmiş yerde kalmasın.”
“Merak etme.”
Bir saniye sonra şövalyeler Sintre’nin bedeninin altın sarısı bir ışıkla parladığını gördüler. Işık tüm vücudu kapladı ve bakılamayacak kadar parlak hale getirdi. Söndüğündeyse bedenin olduğu yerde tek bir beyaz tüy vardı.
Sintre’nin bedeni kendi tapınağına geri dönmüştü. Oradaki rahip ve rahibeler için bu biraz şaşırtıcı olmuştu ama hepsi kalplerinde biliyorlardı ki yapılması gereken yapılmıştı. Onun için üzülmeleri gerekmiyordu. Artık çok daha güzel bir yerdeydi.
Oradan çok uzakta, o karanlık ve ürkünç mabette elinde beyaz tüyle bir adam diz çökmüş, ağlıyordu..

Yazan Kişi : snyzer Nimrunya
(Tekyuzuk.com - Arşiv)

Sauron

Yazar İsim: Sauron
Irk: Maia  Sınıf: Yüzüklerin Efendisi  Kriter: Kaotik Kötü

Bu kategorideki diğerleri: « Düş Kiler »
Yorum yazmak için lütfen üye olunuz

SON RESİMLER

SON VİDEOLAR

Bulunduğun sayfa: KÜTÜPHANE ÖYKÜLERİNİZ Ayin