Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş yada Kayıt.    Kayıp Parola?

Avcının Kılıçları Serisi
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
Alta gitSayfa: 1
BAŞLIK: Avcının Kılıçları Serisi
#4722
Emre







Şaibeli Gezgin
IRK: Kara Elf
SINIF: Avcı
KRİTER: Tarafsız İyi

Ana Profil

Gönderiler: 12
graphgraph
Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Avcının Kılıçları Serisi 3 Ay, 2 Hafta önce Karma: 0
Salvatore'nin yazmış olduğu 13 kitaplık Drizzt efsanesinin sonrasında gelen 3 kitaplık çok güzel bir seri. Seride avcı olan ve sadece ölüm ile öldürmeye yazgısı olan Drizzt üzerinedir. Ork Kralı Bol-Ok kendisini Gruumsh sanıyor(ork tanrısı). Ayaz devi ile iş birliği içinde. Cüce klanı Battlahamer'ı yok etmek istiyor. Drizzt'e onu yok etmek için uğraşan diğer drowlarla uğraşıyor. Catti-brie , Wulfgar , Bruenor ve Regis'in de bulunduğu seride iki cüce çok dikkat çekiyor Pikel ve İvan kardeşler. Drizzt'e Drizzit diyorlar. Bol-ok alamıyor klanı. Cüceler netanetlereni gösteriyor. Tabii arada güzel maceralar,savaşlar da oluyor. Gerti bir anlamda ork liderinin ölmesi için Drizzt ile iş birliği bile yapıyor.
This image is hidden for guests. Please login or register to see it.
This image is hidden for guests. Please login or register to see it.
 
Son Düzenleme: 02/02/2012 23:41 Düzenleyen drizztdourden.
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
#4736
Sauron







Maiar
IRK: Maia
SINIF: Yüzüklerin Efendisi
KRİTER: Kaotik Kötü

Ana Profil

Gönderiler: 207
graphgraph
Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp: Avcının Kılıçları Serisi 3 Ay, 2 Hafta önce Karma: 8
Güzel bir bilgilendirme olmuş emre.. Kitabın ön okumasını da ben ekleyim

ÖN OKUMA

1000 Ork - Avcının Kılıçları Serisi 1. Kitap


“Ah, bundan daha sıkı çekmeniz lazım!” diye haykırdı Tred McKnuckles, iki attan ve üç cüceden oluşan araba ekibine. “Yaz güneşi kelleşen kafamda parlamadan önce Shallows’a varmayı umuyorum!”
Sesi etrafındaki taşlara çarpıp yankılanıyordu ve bu, Tred’in cüssesindeki birine yakışan bir kükreyişti. Cüceler için bile tıknaz sayılırdı. Güçlü darbeleri kaldırabilecek bir vücuda ve daha güçlü darbeler atabilecek şişkin kollara sa-hipti. Sarı sakalı uzundu ve çoğunlukla iri kemerinin ön kıs-mına sıkıştırırdı. İki omzunda da savrulmaya hazır bekleyen fırlatma çekiçleri —ki bunlara çoğunlukla “cüce oku” deni-lirdi— asılı duruyordu.
“Dier atı arabanın arkasına tünetmemiş olaydın çok daa kolay olurdu, seni salak herif!” diye haykırdı arabayı çeken cücelerden biri.

Tred ise kamçısıyla cücenin kıçına bir şaplak atarak ce-vap verdi.

Cüce durdu, daha doğrusu durmaya çalıştı, fakat at ara-basının yoluna devam etmesi ve arabaya boyundurukla bağ-lı olması sebebiyle, güçlü ve tıknaz bacaklarını hareket ettir-meye devam etmesinin iyi bir fikir olduğunu düşündü.
“Sana bunu ödetçeemden hiç şüphen olmasın!” diye Tred’e hırladı ama arabayı çeken diğer cüceler ve sürücü sırasında, lider cücenin yanında oturan diğer üçü ona kah-kahalarla güldü.

Grup, Rauvin Dağları’nın batı kısmı boyunca uzanan ku-zey yolundan gitme riskini göze aldığı için, iki ongün önce Felbarr Kalesi’nden yola koyulduğundan beri iyi yol kat et-mişti. Düz zemine doğru ilerleyen grup, Kara Aslan adındaki barbar kabilesinin büyük yerleşim yerlerinden birinde küçük çaplı bir ticaret yapıp erzak depolamıştı. Beorunna’nın Kuyusu adındaki o yerleşim yeri, Sundabar, Gümüşay ve Quaervarr ile birlikte, Felbarr Kalesi’nin yedi bin cücesinin gözde ticaret merkezlerinden biriydi. Genellikle cücelerin kervanı Beorunna’nın Kuyusu’na girip ticaretini yapar, sonra da güneye, dağlara, yani yuvaya dönerdi. Fakat bu grup, barbar kabilesinin liderlerini şaşırtacak şekilde batı ve ku-zeybatıya doğru yoluna devam etmişti.

Tred, Shallows ile Surbrin Nehri boyunca, Dünyanın Omurgası’nın batı kıyısında uzanan diğer küçük kasabaları ticarete açmaya kararlıydı. Söylentilere göre Mithril Salonu, bilinmeyen bir sebepten dolayı, son zamanlarda nehrin kuzeyindeki kasabalarla ticareti ağırdan alıyordu ve her za-man için fırsatçı olan Tred, bu boşluğu Felbarr’ın doldur-masını istiyordu. Ne de olsa başka söylentiler, cüce işi oldu-ğu düşünülen son derece muhteşem mücevherlerin ve hatta birkaç kadim ziynetin Dünyanın Omurgası’nın batı ucunda-ki sığ madenlerden çekildiğine işaret ediyordu.

Elli millik yol için kış sonu havası epey rahat olmuştu ve at arabası Aykorusu’nun kuzey ucundan hiçbir terslikle kar-şılaşmadan geçip Dünyanın Omurgası’nın eteklerine var-mıştı. Fakat cüceler biraz fazla kuzeye açılmış oldukların-dan güneye dönmek ve dağı sağ taraflarında tutmak zorunda kalmıştı. Yine de hava nispeten ılıktı ama kar tabakalarının sağlamlığını bozacak ve patikalara çığlar düşürecek kadar sıcak değildi. Fakat aynı sabah, atlardan birinin ayak par-makları arasında çirkin bir apse belirmişti, becerikli cüceler atın ayağına saplanan taşı çıkarıp apseyi boşaltmayı başarsa da, at henüz yüklü arabayı çekecek durumda değildi. Hatta kendi başına bile rahat yürüyemiyordu, bu sebeple Tred ta-kıma atı iri arabanın arka kısmına kaldırmalarını söylemiş ve diğer altı cüceyi üç kişilik iki çekiş takımına bölmüştü.

Cüceler bu konuda oldukça iyiydi ve uzun bir süre bo-yunca at arabası önceki hızını korumayı başardı ama ikinci takım ikinci vardiyasının sonuna yaklaşırken hantallaşmaya başladılar.

“Sence o atı ne zaman koşum takımına yeniden bağlaya-biliriz?” diye sordu, Tred’in küçük kardeşi olan ve sarı sakalı göğsünün yarısına ancak erişen Duggan McKnuckles.

“Pöh, yarın yanımızda yürüyor olur,” diye yanıtladı Fred kendinden emin bir şekilde ve diğerleri başlarıyla onayladı.
Ne de olsa hiçbiri atları Tred kadar iyi tanımıyordu. Felbarr Kalesi’ndeki en iyi demirci ustalarından biri olması-nın yanında, aynı zamanda mekanın en önde gelen seyis ba-şıydı. Her ne zaman tüccar kervanları cüce kalesine gelse, atları nallaması için kaçınılmaz olarak Tred çağrılırdı ve bu genellikle bizzat Kral Emerus Warcrown tarafından yapılırdı.
“Öyleyse gece için konaklamaya hazırlansak iyi olur,” dedi arabayı çekmekte olan cücelerden biri. “Bir kamp kurar güzel bir yahni yer ve yediğimizi de bir fıçı birayla cila-larız!”

“Ho ho!” diye kükredi diğer birkaç cüce onunla hemfikir olarak —ki cüceler bira tüketimi ihtimali söz konusu oldu-ğunda genellikle bunu yapardı.

“Pöh, hepiniz iyice laçkalaşmışsınız!” diye ağzından ka-çırdı Tred.
“Sadece Shallows’a Smig’den önce varmak istiyorsun!” diye iddia etti Duggan.

Tred tükürüp ellerini salladı. Bu çok bariz bir itirazdı. Oradaki herkes bunun doğru olduğunu biliyordu. Smig, Tred’in en büyük rakibiydi. Onlar, birbirilerinden nefret edi-yormuş gibi görünen ama aslında sadece birbirilerini alt etmek için yaşayan iki dosttu. İkisi de medarı iftiharı olan kulesi ve meşhur büyücüsüyle küçük Shallows kasabasının kıştan önce —iyi silahlar, zırhlar ve at nallarına ihtiyaç du-yan hudut adamları tarafından— adeta akına uğradığını bili-yordu ve ikisi de Kral Warcrown’ın Dünyanın Omurgası sırasındaki ticaret rotalarını bir hale yola koymaktan mem-nun olacağını ilan edişini duymuştu. Üç asırdır orkların elin-de olan kalenin yeniden ele geçirilişinden beri, Felbarr’ın batısındaki arazi dikkate değer derecede sakinleşmişken do-ğudaki dağlık bölge hâlâ canavarların faaliyetleriyle doluy-du. Mithril Salonu’na açılan bir Karanlıkaltı yolu mevcuttu ama Battlehammer Klanı’nın kalesinin kuzeyindeki toprak-ları açacak bir yol henüz keşfedilmemişti. Tred’e eşlik eden tüm cüceler —çalışanları; kardeşi Duggan, kunduracı Nikwillig ve diğer Felbarr tüccarları için gerekli mallar (ço-ğunlukla bira) taşıyan fırsatçı kardeşler Bokkum ile Stokkum dahil olmak üzere— bu işe hevesle gönüllü olmuştu. Oraya ilk varan kervan en çok kâr eden kervan olacak, sınır adam-larının getirdiği hazinelerden payını alacaktı. Bundan daha da önemlisi, ilk kervan bununla övünebilecek ve Kral Warcrown’ın gözüne girecekti.

Yola koyulmadan önce Tred, Smiggly “Smig” Stumpin ile iyi niyetli bir içki müsabakasına tutuşmuş, bunu yapmadan önce de Moradin rahiplerinden birine alkolün etkisini alt eden bir iksir için iyi para ödemeyi ihmal etmemişti. Tred ekibiyle birlikte Felbarr Kalesi’nden çıktığından beri, zavallı Smig daha uyanmadan bir gün ve cüce, kalenin ön kapı-sından geçirecek kadar toplayamadan önce başka bir gün daha kazandığını tahmin ediyordu.

Bir at toynağındaki apse gibi küçük bir hadisenin grubu, Smig’in onları yakalamasına fırsat sunacak kadar yavaşlat-masına izin vermeyecekti!
“Üç mil daha tırıs gidin, sonra bugünlük ara vereceğiz,” diye önerdi Tred.
Etrafından inlemeler yükseldi. Hatta erken kamp kurmak-la en büyük zarar edecek olan Bokkum —zira daha fazla bira tüketilecek ve satılacak daha az bira kalacaktı, fakat za-ten iddiaya göre, Shallows’da bira falan satmayacak ve geri kalanını dönüş yolculuğunun kutlamaları için saklayacak-tı— bile itiraz etti.

“İki mil olsun!” diye haykırdı Tred. “Bu gece kamp yerini Smig ve oğlanlarıyla paylaşmak ister misiniz?”
“Pöh, Smig daha yola bile çıkmamıştır,” dedi Stokkum.
“Çıkmışsa bile, ardımızda çökerttiimiz kaya yığınıyla epey yavaşlamak zorunda kalmıştır,” diye ekledi Nikwillig.
“İki mil daha!” diye kükredi Tred.
Sonra kamçısını tekrar şaklattı ve zavallı Nikwillig dimdik doğrulup kaba sürücüye ters ters bakacak kadar kafasını çevirmeyi başardı.

“Bana bir daa vurursan sana ööle bir pabuç yaparım ki uzun süre unutamazsın!” diye kabadayılandı Nikwillig.
Diğerleri yüzünden çekiştirilirken ayakları yerde küçük hendekler oluşturuyor ve bu da, Tred ile diğerlerinin daha da fazla kahkaha atmasına sebep oluyordu. Nikwillig tekrar huysuzluk yapmaya başlayamadan evvel, Duggan, Moradin’i bile memnun edecek derin bir madendeki büyük bir kasabanın mitik cüce ütopyasıyla ilgili şarkısını başlattı.
“Patikayı tırman!” diye yumuşak bir sesle şarkıya başladı ve diğerleri şarkı mı söylediğini, yoksa emir mi verdiğini anlayamadı. “Kır kapıyı, coş!” diye devam etti ve Stokkum, “Ne kapısı?” diye sordu.
Ama Duggan şarkıya devam etti, “Tüneli bul ve biraz daha koş!”
“Ah, Aşşa Yukarı!” diye haykırdı Stokkum ve tüm ekip, hatta huysuz Nikwillig bile, fazla uzun dayanamayıp gürül-tülü, tezahürat benzeri şarkıya başladı.

“Patikayı tırman
Kır kapıyı, coş.
Tüneli bul
ve biraz daha koş.

“Aşşadan akan dereyi seç,
kızılca parlak köprüyü geç.
Gülümse artık, çatma kaşları
Buldun Aşşa Yukarı Kasabası’nı

“Aşşa Yukarı! Aşşa Yukarı,
Buldun Aşşa Yukarı Kasabasını.
Aşşa Yukarı! Aşşa Yukarı.
Gülümse artık, çatma kaşları.

“Buradan çıkar en iyi bira,
kocaman ekmekler peşi sıra.
Büyük şef şişkupa ve yahnisi,
Üstat Tombul’un kırk kazan içkisi.

“Oyuklarda kır dök taşı,
arabaya koy ocağa taşı.
Eritirsen bir güzel satarsın,
Aşşa Yukarı’dadır en güzel altın!

“Aşşa Yukarı! Aşşa Yukarı,
Buldun Aşşa Yukarı Kasabası’nı.
Aşşa Yukarı! Aşşa Yukarı,
Gülümse artık, çatma kaşları.”

şarkı bu şekilde birçok dörtlük boyunca devam etti ve yedi cüce eski şarkının orijinal sözlerini bitirdiğinde, her za-man yaptıkları üzere, doğaçlamaya başladı ve her biri, Aşşa Yukarı gibi dikkate değer bir yer konusundaki kendi beklentilerini sıraladı. Ne de olsa cüce şarkısının tüm eğlen-cesi buradaydı, aynı zamanda algısı kuvvetli bir cüce için muhtemel dostlarla muhtemel düşmanları ayırt etmenin çok ince bir yoluydu.

Aynı zamanda şarkı onları oyalamaya yarıyordu, özel-likle de, kamburları çıkmış bir şekilde, zorlanarak at araba-sını çeken üç cücenin. O dakikalar içinde, kayalıklı zemin-de hoplaya sıçraya giderek iyi bir ilerleme kaydettiler. Grup patikada güneye doğru ilerlerken, dağlar sağ taraflarında yükseliyordu.

Sürücü makamında oturan Tred sırayla isimler haykırıyor ve bir sonraki dizeyi ismini söylediği cücenin uydurmasını istiyordu. Küçük kardeşi Duggan’ın ismini söyleyene kadar bu oyun gayet sorunsuz bir şekilde gitti.

Diğer beşi arkaplan müziği oluşturmak için mırıldanma-ya devam etti ama neredeyse büsbütün bir dizeyi bitirmişlerdi ve Duggan’dan hâlâ bir cevap çıkmamıştı.

“Pekâlâ,” diye sordu Tred, dönüp küçük kardeşine baka-rak ve Duggan’ın yüzünde son derece şaşkın bir ifade göre-rek. “Bir kuple attırıver, evlat!”

Duggan ona merakla, kafası karışmış bir halde uzun bir süre baktıktan sonra sessizce konuştu; “Sanırım yaralan-dım.”
Tred o şaşkın ifadenin ötesini ancak o zaman görüp başını ileri uzattı ve Duggan’a daha geniş bir açıdan baktı. Tred, Duggan’ın böğrüne saplanmış bir mızrak olduğunu ancak o zaman görebildi!

Feryat etti ve at arabasının arkasında oturan iki cüce dönüp de yığılan Duggan’a baktığında, arkasından gelen mırıltılar durdu. Öndekiler de sessizleşti ama tam olarak değil, tabii bu da, iri bir kaya ıslık çalarak gelip şaşkına dön-müş üç cücenin önündeki yola çarpana ve üzerlerine doğru yuvarlanıp Nikwillig’in omzunu sıyırıp onu bayıltana dek sürdü.
Dehşete kapılan atlar dört nala koşmaya başladı ve hem yaralı at, hem de zavallı Stokkum arabanın arkasından kur-tuldu, Stokkum taş zemine yuvarlandı. Tred, hayvanları ya-vaşlatma çabasıyla dizginlere sertçe asıldı, zira öndeki cüce dostları da —özellikle bilincini yitirmiş görünen Nikwillig— atlarla birlikte çekilip sürükleniyordu.

Hoplaya sıçraya ilerleyen at arabasının yanına başka bir kaya çarptı ve bir üçüncüsü ise koşturan takımın tam önüne düştü. Atlar çılgınlar gibi sola kırdıktan sonra sağda kalan yola geri dönmeye çalıştı ve arabanın iki tekerlek üzerine kalkmasına sebep oldu.

“Sağa gidin!” diye emretti Tred ama daha bu talimatı verirken, arabanın sol tekerlekleri büküldü ve araba devrilip yan döndü.
Derken atlar serbest kaldı, koşum takımlarını ve bağlı olan üç cüceyi de beraberlerinde sürükleyerek kayalıklı patikada koşturdu.

Tred’in arkasındaki iki cüce arabadan dışarı uçtu —Duggan ise bunun hiç farkında değildi. Tred de atlayacaktı ama bacağı sürücü sırasının atlına sıkışmıştı. At arabası üze-rine çöktüğünde kemiklerinin çatırdadığını hissetti, sonra kafasına sert bir darbe aldı. At arabası yana doğru yuvarlan-maya devam ederken, bir anlığına kafasının patlayıp kanlı bir et yığınına dönüştüğünü düşündü ama kısa sürede üzerine dökülen sıvının bira olduğunu anladı.

Cüceyi felaketten yalnızca şans kurtardı, zira nasıl olduysa kendini kapağı kırılan o varilin içinde buldu. Hoplayıp sıçrayarak ilerleyen varilin içinde dağ yamacından aşağı yuvarlandı. Bir kaya onu aniden durdurup varili paramparça etti ve Tred garip bir şekilde dönerek savruldu.

Etrafındaki kayalar kadar sert olan cüce debelenerek aya-ğa kalktı. Bacaklarından biri tutmuyordu, bu sebeple öne doğru kayaların üzerine devrildi ve inatla dirseklerinin üze-rine doğruldu.

İşte o zaman onları gördü: düzinelerce ve düzinelerce ork, mızraklarını ve sopalarını savurarak parçalanmış at ara-basının ve devrilmiş cücelerin üzerine üşüşüyordu. Onları yüksek zeminden aşağı bir çift dev —Tred’in umacağı üzere tepe devi değil, daha iri, mavi tenli ayaz devleri— takip edi-yordu. İşte o zaman bunun sıradan bir akıncı grubu olma-dığını anladı.
Bilincini yitirmekte olan Tred, kendini geriye fırlatıp baş-ka bir yamaçtan aşağı yuvarlanmaya ve bir böğürtlen çalısı-nın dibindeki başka bir kayaya sertçe çarpıp duracak kadar aklını başında tutmayı başardı. Tekrar kalkmaya çalıştı ama toz toprakla dolu ağzında kan tadı aldı.
Tred bilincini yitirdi.

Çeviri:
Ali Seval
Hazırlayan: Kayra "Keri" Küpçü
 
Son Düzenleme: 03/02/2012 15:49 Düzenleyen Sauron.
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
#4752
Emre







Şaibeli Gezgin
IRK: Kara Elf
SINIF: Avcı
KRİTER: Tarafsız İyi

Ana Profil

Gönderiler: 12
graphgraph
Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cvp: Avcının Kılıçları Serisi 3 Ay, 2 Hafta önce Karma: 0
Bunlardan bende onlarca var. Gerek duymadım.
 
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
Üste gitSayfa: 1
gönderileri masaüstünüze alın

SON RESİMLER

SON VİDEOLAR

Bulunduğun sayfa: FORUM