Anatolya Efsaneleri İlk 2 Bölümü pdf formatında indirmek için tıklayın: www.mediafire.com/?8a9800w6mumu2wa
Kayıp Rıhtım İncelemesi: www.kayiprihtim.org/portal/incelemeler/a...saneleri-1-inceleme/
En Yerli Fantastik Kurgu İncelemesi: www.turkfantastikedebiyati.com/portal/in...-anatolya-efsaneleri
Anatolya Efsaneleri Üzerine Serhan Vural ile bir Söyleşi: okuryazar.tv/?p=1302
Tek Yüzük İncelemesi: www.tekyuzuk.com/kutuphane/tozlu-raf/ana...stirmali-analiz.html
Başka bir İnceleme:
www.fantastikedebiyat.com/anatolya_efsan...8-haberler-yazi.html
http://www.netkitap.com/ayrinti.aspx?kod=163904
http://www.ciniusyayinlari.com/kitapayrinti.asp?id=163904
This image is hidden for guests. Please login or register to see it.
Arka Kapak
“Yeni Töre’nin birinci yasası,
Hiçbir inanç, hiçbir tanrı hayatın kendisi kadar önemli değildir. Tek bir hayatın var ve bunu en iyi biçimde değerlendirmelisin. Çünkü hayat son bulduğunda geriye kalan toz ve topraktır.”
Karanlık Çağ Sonu…
Tolya Ana’nın günlüklerinden...
Ak Ana’nın, cadıların ve büyücülerin diyarıdır Anatolya…
Tanrıların yeryüzünde yürüdüğü, kehanetlerin dilden dile dolaştığı, büyülü yaratıkların yaşadığı topraklardır.
Anatolya ölümcül bir hastalığın pençesi altına düşmüştür. Alacakaranlık Kardeşliği isimli bir topluluk bu hastalığı iyileştirdiklerini söyleyerek kendilerine yandaş toplamaktadırlar, ancak gerçek arzuları görünenden daha karanlıktır.
Yobaz bir tarikatın çatısı altında çocukluğundan beri hapis kalan güzeller güzeli Sahire Peri Hatun, kardeşinden aldığı mektupla Unutulmuş Diyar’a kaçar. Alacakaranlık burada da ağlarını örmeye başlamıştır. Diyarın koruyucusu Baş Kızıl Cadı ve onun oğlu Serkis ile tanışınca hayatı sonsuza kadar değişecektir.
Kitaptan Alıntı:
BAŞLANGIÇ
“Hepiniz gönüllü olarak Ak Su içeceksiniz,” diye bağırdı yaşlı vaiz kalabalığın içinde sesini duyurabilmek için. “Size yarın akşama kadar süre veriyorum. O zamana kadar bunu içmeye gönüllü olacaksınız, yoksa hepiniz doğduğunuz güne lanetler okuyacaksınız. Hızlı bir ölüm bahşetmeyeceğimizi de bilin. Şimdi gideceğim ama önce...” -Serkis’e döndü ve sesi tıslamaya dönüştü- “Bu kâfir ve küstah herif Ak Su’yu tadacak ve imana gelecek.”
Genç adam bir aşağılama ve acıma ifadesiyle ona baktı. “Tanrıların bunu mu yaptırıyor sana büyücü? Masum insanları tehdit ederek mi onları dinine çeviriyorsun? Zorbalıkla mı?”
Vaiz senelerin biriktirdiği kinini kusar misali konuştu. “Aziler’e inanmayan hiç kimse masum değildir. Hilkat Kitabı’nda der ki: Yaşam ve ölüm, iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık, merhamet ve intikam... Bu uçurumların yaratıldığı gün Aziler yeniden dirildi. Fakat doğru yoldan saptıranların nefret tohumları, kendilerinin de sürgün edildiği Araf’ın en karanlık köşelerine serpilmişti. Bu yüzden doğruluğa gönüllü olmayanlar yok edilmelidir zira onlar bu tohumların beslenip yeşermesine sebep olurlar. Dokundukları her şeyi zehirleyerek ölüm, karanlık ve sefalet getirirler. Kurbanlarının ruhları hiçbir zaman huzur bulamaz. Ama uyanın artık çünkü son yaklaşıyor. Sizi ancak Aziler ve Ak Su kurtaracak.”
Genç adam yılmadı.
“İman dediğin şey zorbalıkla olmaz. İnsan ya inanır, ya da inanmaz.”
Kasaba sakinlerinden onaylama sesleri yükseldi.
“Aziler’in düşmanları hepimizi doğru yoldan saptırmak için amansızca saldıracaklardır, aynı şekilde biz de bize verilmiş bütün güçle saldırmalıyız. Zira Aziler’in büyüklüğü ve gücü inkâr edilemez. Büyük Aydınlanma’yı ve Aziler’in bahşettiği ebedi mutlu hayatı ancak yüreklerinde Araf’ı ve Efendisi’ni barındıranlar reddedebilir.”
Genç adam tek eliyle gözkapaklarına masaj yaparak başını önüne eğdi. “Bir şeyi içmek neyi değiştirecek?”
Vaiz pis bir sırıtmayla “İçince anlayacaksın kâfir,” dedi.
“Peki, ver şunu bana!” Serkis kızgınlıkla, şişeyi adamın elinden koparırcasına aldı. “Gönüllüyüm.”
Peri birden gözyaşlarına boğuldu. Onun da aynı kadere mahkûm olmasını istemiyordu. Eğer o esrarengiz gölün yanında karşılaştıkları zaman ona inansaydı, bütün bu olanlara engel olabilirdi. Ama şimdi bunu nasıl durdurabilirdi ki?
Serkis şişenin mantarını çekti. Önce çevresindeki kalabalığa, sonra yaşlı adama doğru baktı. Genç adam teslim olurcasına başını önüne eğdi. Son bir alay ifadesiyle vaize sırıttı ancak adam buna ilgisiz kaldı. Şişeyi kadeh kaldırırcasına kalabalığa doğru tuttu. “Hadi sağlığınıza canlar,” dedi. Sonra başını geriye atarak dudaklarına götürdüğü şişeyi tek dikişte bitirdi.
Peri parmaklarıyla yanaklarına düşen gözyaşlarını sildi, artık yapabileceği hiçbir şey yoktu. Tanımaya fırsat bulamadığı bu genç adam sonsuza dek kaybolmuştu.
Vaiz bir zafer edasıyla kalabalığa döndü, kollarını onları kucaklarcasına açtı. Kendince haklı gururunun mutluluğunu onlarla paylaşıyordu.
“İşte şimdi bir kâfirin nasıl tövbe ettiğine şahit olacaksınız. İşte şimdi Aziler yani Yüce Kızagan, Erlik’Han ve Mergen’in gerçek gücünü göreceksiniz. Bir kâfiri nasıl aydınlatacak anlayacaksınız.”